Bal Hakkında
Ana Arı
Posted on Kasım 1, 2009
ANA ARI
Aile mevcudu ister 100 ister 100 bin adet bulunsun bir kovanda (Ailede) yalnız bir tanedir. Tek vazifesi yumurtlamak suretiyle neslinin bekasını temin etmektir.
Ana arı diğer arılara nazaran daha zarif, endamlı ve uzundur. Kanatları kısa gibi görünür. Onbinlerce arının içinde uzun boyu, dolgun vücudu, cevval ve telaşlı yürüyüşü ile derhal farkedilir. Bitkilerin bol nektar ifraz ettiği, dolayısıyle de ana arının çok yumurta ya-
Arıcıhk — F.7
97
pabildiği devrelerde ana arı, daha dolgun ve iridir. Petekte daha nazlı, ağır ve edalı dolaşır. Bulunması pek kolaylaşır.
Hayvan nevileri arasında en sevimlisi 2 yaşındaki erkek bir tay ise, böcek nevileri içinde de çekik karnı, incecik antenleri, uzun boyu, mevzun bacakları ve altın renkli mütenasip vücudu ile en güzeli ANA ARI’dır
Döllenmiş-analar, diğer arılar tarafından büyük bir muhabbet, teveccüh ve hürmetle muamele görürler. İşçi arıların ana arıya yiyecek vermek, antenleri vasıtasıyle okşamak, etrafında dönmek ve petekler üzerinde’tlerledikçe ona yol açmak suretiyle gösterdikleri hassasiyet, ihtimam, sevgi ve bağlılık tezahürlerini camlı kovanlarda seyretmek pek zevkli ve hayret vericidir.
Ana annın büyüdüğü beşik (meme), (yüksük) ve içeride kurtçuğun görünümü.
ANA ARININ BÜYÜTÜLMESİ:
İlkbaharda arı ailesi pek kalabalıklaşıp da oğul vermeye hazırlandığı zaman, orta kısımlarda bulunan peteklerin yan ve alt taraflarında, palamut tanelerine ve kadınların nakış yüksüğüne benzer şekilde sarımtırak renkte, 2-2.5 cm. uzunlukta ve 7-8 milimetre çapında hücreler görülür.
Arı Ailesi Hakkında Pratik Bilgiler
Posted on Kasım 1, 2009
ANA ARI
Aile mevcudu ister 100 ister 100 bin adet bulunsun bir kovanda (Ailede) yalnız bir tanedir. Tek vazifesi yumurtlamak suretiyle neslinin bekasını temin etmektir.
Ana arı diğer arılara nazaran daha zarif, endamlı ve uzundur. Kanatları kısa gibi görünür. Onbinlerce arının içinde uzun boyu, dolgun vücudu, cevval ve telaşlı yürüyüşü ile derhal farkedilir. Bitkilerin bol nektar ifraz ettiği, dolayısıyle de ana arının çok yumurta ya-
Arıcıhk — F.7
97
pabildiği devrelerde ana arı, daha dolgun ve iridir. Petekte daha nazlı, ağır ve edalı dolaşır. Bulunması pek kolaylaşır.
Hayvan nevileri arasında en sevimlisi 2 yaşındaki erkek bir tay ise, böcek nevileri içinde de çekik karnı, incecik antenleri, uzun boyu, mevzun bacakları ve altın renkli mütenasip vücudu ile en güzeli ANA ARI’dır
Döllenmiş-analar, diğer arılar tarafından büyük bir muhabbet, teveccüh ve hürmetle muamele görürler. İşçi arıların ana arıya yiyecek vermek, antenleri vasıtasıyle okşamak, etrafında dönmek ve petekler üzerinde’tlerledikçe ona yol açmak suretiyle gösterdikleri hassasiyet, ihtimam, sevgi ve bağlılık tezahürlerini camlı kovanlarda seyretmek pek zevkli ve hayret vericidir.
Ana annın büyüdüğü beşik (meme), (yüksük) ve içeride kurtçuğun görünümü.
ANA ARININ BÜYÜTÜLMESİ:
İlkbaharda arı ailesi pek kalabalıklaşıp da oğul vermeye hazırlandığı zaman, orta kısımlarda bulunan peteklerin yan ve alt taraflarında, palamut tanelerine ve kadınların nakış yüksüğüne benzer şekilde sarımtırak renkte, 2-2.5 cm. uzunlukta ve 7-8 milimetre çapında hücreler görülür.
Filed Under Genel | Leave a Comment
Arı Sokması Sağlığa Yararlı Mıdır?
Posted on Kasım 1, 2009
ARI SOKMASI SAĞLIĞA YARARLI MIDIR?
1707 yılında bir İngiliz doktor, arının bütün hastalıkların tedavisinde başlıca ilaç olduğunu iddia etmiştir. Dr. More, bahçesinde yetiştirdiği arıların bal, petek ve iğneleriyle hastalarına şifa verdiğini yazmış. Yıllardır arıların hastalık tedavisinde yararlı olduğunu söyleyenler de çıkmıştır. Halen Moskova’nın Kuzey-doğusunda, Zheleznodo-rozhny kasabasında arı ile tedavi yapılan özel bir hastane vardır. Buradaki doktorlar taze arı zehirinin astım, siyatik, tansiyon, nevralji ve daha birçok illetlere iyi geldiğine inanıyorlar. Hastanede arı hastanın bedenine konuyor sokması için bekleniyor, böylece taze arı ze-hiri bedene zerk ediliyor. Arı sokunca, iğnesi 15-20 dakika bırakılıyor. İki gün sonra “ilacın” dozu artırılıyor, iki arı konuyor bedene. Ağır vakalarda onar günlük ara ile 80 arı tedavisi yapıldığı oluyor. Başka doktorlar bu metodun ne kadar fayda verdiği konusunda tartışıyor.
Arı Soktuğunda Alınıcak Önlemler
Posted on Kasım 1, 2009
Arı sokup
iğnesini bıraktıktan sonra, kesinlikle zehir kesesinden tutarak
çıkarmaya çalışmamalıdır. Çünkü bu hareket kesenin içindeki zehirin
vücudumuza zerkedilmesine ve acımızın artmasına neden olur. En iyisi
bir bıçağın yüzüyle ya da tırnağımızla sıyırarak çıkarmaktır.

Belli bir sayıya kadar arı sokması alerjisi olanların dışında tehlikeli değildir. Tehlike sınırı kişinin bünyesine göre değişir.
Arı allerjisi
olanlarda vücudun genelinde kızarma, kaşıntı ve yumuşak dokularda şişme
görülür. Bu sırada solunum güçlüğü, karın ağrısı, kusma, çarpıntı ve
baygınlık görülebilir. Boğaz kaslarının kasılması ve yutak bölgesinin
şişmesi ile nefes gittikçe zorlaşır ve hasta boğulabilir. Bu olaya
“anaflaksi” veya “anaflaktik şok” adı verilir.
Arı sokmasına
karşı en etkili tedavi amonyaktır. Amonyak hem arının soktuğu yere
sürülebilir hem de bir bardak suya 5-10 damla damlatılarak içilebilir.
Şişmeye karşı
antihistaminik veya steroid bir krem sürülmelidir. Ağızdan alınacak
antihistaminik herhangi bir tablet oldukça yararlı olacaktır. Ancak
şiddetli reaksiyonlar için geciktirilmeden tıbbi müdahalelere
başvurulmalıdır.
Arı soktuktan
sonra yarayı ovuşturmak ya da emmek kesinlikle doğru değildir. Arı
tarafından sokulan kişi eğer terli ise zaten ter zehirin etkisini
alacaktır.
Sokulan yere buz koymak, soğuk su ile yıkamak, yoğurt sürmek acının azaltılması için faydalıdır. Ayran da içilebilir.
Arının meyve
yerken ağıza kaçarak boğazdan sokması hayati tehlike yaratabilir. Böyle
bir durumda doktora giderken sirke ile sık sık gargara yapmak gerekir.
Arı Sütü ve Kanser
Posted on Kasım 1, 2009
Kanser hastalığının ve bahusus kan kanserinin tedavisinde yeni bir ümit ışığı olarak bakılmaktadır. Fransa’da kan kanserli bir çocuğun arı sütü ile ölümden kurtarıldığı uzun uzun en ciddi gazetelerde belirtilmektedir.
Arı sütü Kanada vé İngiltere’de başka hiçbir ilaçla desteklenmeden farelere tatbik edilmiş, 1500 fare kan kanserinden kurtulmuş, tedavi görmiyen 500 adedi ise 15 gün içinde ölmüştür. Devam etmekte olan bu araştırmaların insan sağlığı yönünden önemi ve bulguları büyüktür.
Arı Sütünün Faydaları
Posted on Kasım 1, 2009
ARI SÜTÜNÜN FAYDALARI:
Şu anda önümde arı sütü ve onun faydaları hakkında yazılmış yüzden fazla-kitap, broşür, makale ve prospektüs var. Hepsi de yerli ve yabancı araştırma, deney ve bilimsel yayınlara dayalı gerçekler. En çok konu edilen ve hemen hepsinde müşterek olan faydalarından birkaçını özetlemekle yetineceğim.
Arı sütü:
— Organizmaya hareket, canlılık ve kuvvet verir.
İştihayı artırma, bitkinliği giderme, iç bezelerin faaliyetini artırma, iyimserlik duygularını yükseltme ve hastalıklara karşı koyma direncini sağlar. . v
Hipo (düşük ve hiper (yüksek) tansiyonu ayarlar. Kan basıncının normal düzeyde kalmasına etken olur.
Kan üretimini kolaylaştırarak, anemiyi (kansızlığı) giderir, kadınlarda bozulan kan dengesinin normale dönüşümüne yardımcı olur.
Yaşlılıktan Oluşan damar sertliği ve bitkinlik hallerini giderici etki yapar.
Bronşitli, astımlı, tüberkülozlu hastalara faydalıdır.
İnsan vücudundaki hücrelerin yaşlanmasını durdurur.
Kalp damarlarını temizlemek.
Sinir rahatsızlıkları, depresyon ve asabiyeti önlemek.
Şeker hastalarında da çok iyi sonuçlar alındığı müşahede edilmiştir.
Mide ve bağırsaktaki yaraların tedavisinde, böbrek ve idrar yolları hastalıklarının normalleşmesinde ve sarılık hastalığını geçirmede ilâçtır.
Çocukların daha çabuk gelişmesinde ve altlarına kaçırmalarını önlemekte, yaşlılarsa cinsi kudreti artırmaktadır.
Kronik hastalıklar, astım, romatizma ve ülser tedavisi
Saç dökülmesi ve beyazlanmalarını önler, geciktirir.
— Sarkık vücut organlarını ve bilhassa göğüsleri gençlik çağındaki duruma getirmede, süt salgı bezlerinin fonksiyonunu artırmada, cilt güzelliğini sağlamada ve döl tutma oranını artırmada etkilidir denilmektedir.
— Erken bunama, zekâ geriliği ve akıl hastalıklarını gidermede ve
— Yüz derisinin kuruma ve kırfşmasında binde 3-6 oranında kremle karıştırılarak uzun. süredir İsviçre’de kullanıldığı da ilâve edilmektedir.
ARI SÜTÜNÜN FAYDALARI HAKKINDA SÖZÜN KISASI VE SONU:
Arı sütünün harika bir madde olduğu ve arı sütü kullanmanın insan bünyesinde pek çok faydalar sağladığı muhakkaktır, kesindir ve su götürmez bir gerçektir.
Fakat bir hamle ile bütün dertlerimizden kurtulabileceğimiz ümidine de kapılmamalıdır. Birçok kullananlarda görüldüğü ve gazete sütunlarına kadar intikal ettiği üzere, piyasada pek muhtelif isim ve reklamlarla satılan arı sütünün, karıştırıldığı iddia edilen bazı hazırlanmış ilaçlarda pek az miktarına bile rastlanmadığ cok görülmüştür.
Bazı kötü ellerde ve vicdanlarda hile yapılmaya müsait olan arı sütünü kullananların ya hiç ya da ödedikleri para ile orantılı olmayarak çok az.fayda gördüklerini belirtenler de haklıdırlar. Pek çok yayın yalnız arı sütünden fayda görenlerin sözleri ve mektuplarını büyük puntolu başlıklar ve çok uzun yazılarla belirtmekte fakat hiç fayda görmeyenlerinkini sükûnetle geçiştirmektedir.
Arı sütü inkâr etmez şahane etkisini ancak ve ancak:
Saf
Taze olmasıyla;
Teknik şartlar altında itina ile alınmış
Çok iyi koşullar içinde muhafaza edilmiş ve
5. Uygun metodlarla belli miktarlarda tıbbi esaslara uygun ola-
rak kullanılmış olmasıyla gösteriyor.
İşte bu iddiasız küçük kitap sizlere arı sütünün:
En kolay ve en pratik yollarla,
En çok miktarda,
Değerini kaybetmeden nasıl ve hangi yollarla alınacağını
Nasıl muhafaza edilebileceğini ve
5. Ne şekil ve miktarlarda kullanılması gerektiğini en yetkili yerli
ve yabancı bilimsel yayınlarından süzerek öğretmekte büyük bir yar-
Arı ve Bal Hakkında Söyleşi
Posted on Kasım 1, 2009
Biraz da sohbet:
ARI VE BAL HAKKINDA SÖYLEŞİ
Dar ve mahdut gelirli vatandaşlarımızın geçimini kolaylaştıracak memur, emekli, çiftçi, esnaf ve bilhassa köy öğretmenlerinin boş vakitlerini kıymetlindirecek, meyvecilerin mahsulünü artıracak, zevkli meşgalesi, balı ve sütü ile de insan ömrünün uzamasına en büyük destek olacak ARICILIK hakkında, halk ağzında söylenmiş, öyle deyişlerimiz ve Atasözlerimiz vardır ki; birkaç kelime ile sayfalar dolusu birçok gerçeği ifade etmiş bulunmasın…
Ziraatın türlü şubeleri içinde, verilen emek ve yatırılan sermayeye mukabil, en kısa zamanda en çok kâr getiren ve bilhassa Teknik kovanlarla yapıldığında her sene beher aileden 5 ilâ 80 kilo kadar bal ve en az 5 ilâ 100 gram kadar ARI SÜTÜ alınan arıcılık konusunda söylenmiş şu vecizeler, yukardaki hususları gayet güzel özetlemiyor mu?
“Ya uçar kuşun, ya döner taşın olmalı” “Arı gibi eri olanın, cennet gibi yeri olur” “Bahçesinde arısı olanın, kesesinde sarısı olur” “Arıcılıktan daha helâl ve kârlı bir iş dünyada olamaz.” “Yamaçta bağını, evinde sağımı, bahçenden arını eksik etme. “Arı petekten, karı kötekten anlar” “Arı ile karıya güven olmaz”.
vesaire gibi…
Günümüzde bu atasözlerinin geçerliliğinin kalmadığı şüphesizdir. Daha özgür ve çok daha güvenlidirler.
Atalarımız, arı ile karı arasında da birtakım benzerlik ve ilişkiler bularak “ARI İLE KARININ, GEZENİ BULUR” da demişlerdir.
Bu atasözündeki gezeni kelimesini gezdirileni olarak değiştirirsek daha uygun olur. Gezginci arıcılık bahsinde konu edildiği gibi gezdirilen arıdan 2-3 misli daha çok bal alınır. Hısım, akraba, nişan, düğün, köy, kent gezdirilen bir hanım kızın ise daha kolay ve çabuk evlenerek, mutluluğa ereceği, yuva kuracağı ihtimali daha kuvvetlidir.
Arıcılık yapılan bir bölgede, bal özü kaynakları taşınması suretiyle yapılan göçebe (GEZGİNCİ) arıcılıkta da arı aileleri yüzlerce kilo bai toplayarak, sahiplerinin yüzünü güldürürler…
Söz arıdan ve karıdan açılmışken şu ata sözlerini de ilave edelim ve yorumunu okuyucuya bırakalım.
Atalarımız, “Gündönümünden sonra oğul veren arıdan, kocasından erken yatıp, sonra kalkan karıdan ve anıza ekilen darıdan hayır gelmez” de demişlerdir…
Atasözlerimiz arasında, ARI ve BALA dair, ibret verici daha bir çok görüşler de vardır, ki bu afasözünün bir realite (değişmeyen gerçek) olarak ezelden-ebede tazelik ve canlılığını kaybetmeyeceğini ifade edenlere bilmem sizler de iştirak eder misiniz?
“Bal, bal demekle ağız tatlı olmaz.” “Bal tutan parmağını yalar” “Öfke baldan tatlıdır” “Bedava sirke, baldan tatlıdır” “Arı bal alacak çiçeği bilir” “Balsız kovanda arı durmaz”
“Bal alacak kimse, arının iğnesine katlanabilmelidir.”
vesaire gibi atasözlerinden başka bu sevimli böcek hakkında söylenmiş bilmeceler, maniler, şiirler ve fıkralara geçmeden evvel pek beğendiğim şu Atasözüne de önemle yer vereceğim: “Arıya iyi bakarsan, karıya altın-elmas takarsın”.
Arıya nasıl bakılacağını bu kitabın sayfaları arasında bol bol okudunuz. Ama ben de yarım asırdır okuyup denediklerime dayanarak şunu tekrarlıyacağım.
Arılarınıza yapacağınız en büyük ve en önemli bakım her ilkbaharda erikler çiçek açtıktan sonra arılarınıza usulüne uygun olarak 5-10 kilo şeker şurubu yediriniz. Bu şurubun zerresi ileride hasat edeceğiniz bala karışmaz. Bu şeker, arı sayısını artırır. Aİle çok kuvvetlenir. Ve “Arı iyi (yani kuvvetii-çok sayılı) olursa balı Bağdat’tan gelir”.
Türkiye’de modern arıcılığın babalarından Bakırköylü Dr. Fuat Ali Orsan hocamız zannederim 1951 yılında tanrının rahmetine kavuşmadan birkaç ay evvel, Türkiye Arıcılık Dergisinde; Arıcılara son sözüm “Kovanlarınızda daima genç ana arı bulundurun” olmuştu. Çok doğru. Bunda da amaç “Arı ailesini kuvvetli yapıp, balı Bağdat’tan getirmek” ama; bu iş oldukça tecrübe, mümarese, daha geniş bilgi, teknik ve uğraşı isteyen, arılarla temas ve mutlaka fenni kovanla çalışmayı gerektiren bir iştir. Halbuki anlara bilinen çok basit metod-larla şurup vermek mutlaka fenni kovanlarla çalışmayı da gerektirmez. İlken kovanların arkasından, konik olanların altından da verilebilir.
Ve işin en önemlisi de, iyi bakılan yani şurup verilen kovanlar, eğer anaları yaşlı ise onu kendiliklerinden % 95 değiştirerek anayı gençleştirirler, hastalık ve zararlılarla ve bilhassa güve kurtlariyle daha iyi savaşırlar ve barınaklarını daima daha temiz tirendez tutarlar.
Bizde baba oğul arıcılığın bir çömezi olarak okuyucularımıza bunu tekrar ve tekrar hatırlatarak sohbetimize devam edelim.
Olgunlaştıktan sonra hasat edilmiş, gerçek – hilesiz balın hiçbir zaman bozulmayacağı hususunu belirtmek için de atalarımız;
“Asil azmaz, bal kokmaz,
Kokarsa yağ kokar,
Çünkü aslı ayrandan çıkmıştır”
İlkokul okuma kitaplarında rastladığımız şu bilmeceler ne kadar güzeldir.
“Sarı amma saman değil,
Kanadı var kuş değil,
Boynuzu var koç değil” —ARI—
“Gözenek gözenek gözü var
Beylerin önünde sözü var” —BAL—
Yerde gezer izi yok,
Havada uçar sesi yok,
Eti haram, sütü helâl,
Canı var, kanı yok. —ARI—
Silivri’nin Akören köyündeki 1 emekli öğretmenin, oğlu Kadir Sökmene vasiyetnamesinde verdiği şu kafiyeli nasihat da az ilginç değildir.
Oğlum;
“Resmi yerde çalışma,
“Siyasete karışma
ARICILIĞA hor bakma
Komşun duymadan zengin olursun.”
Güzelliğe ne kadar âşığı olduğunu gösteren şu parça ise, baş-
ka milletlerin dilinde, kolay kolay rastlanmayacak kadar güzel değil
midir? -
“Çirkin ile BAL yenmez, Güzel ile, taş taşı”
1785 – 1862 yılları arasında yaşıyan ünlü şairlerimizden DADA-LOGLU da şiirlerinde güzelleri methederken; sıhhat ve şifa kaynağı olan BAL’ı örnek almadan geçememiştir.
Gel ha güzel, gel ha methin ey leyim, Ağzın şeker, dudakların BAL gibi, Yaşça küçük ama, boyda münasip Sallanıyor bir fidanca dal gibi…
Gezdireyim seni, yeşil ilen alılan Besleyeyim şeker ilen BAL’ınan Baban seni, bana verse malınan Koklardım yeni açmış gül gibi…
Hak ağzında hemen her yerde söylenen hepimizin bildiği şu maniler de çok güzeldir.
Yaylaların yoğurdu Seni kimler doğurdu, Seni doğuran ana Bal ile mi yoğurdu.
Bahçelerde ceviz dalı Altında ipek halı Benim yerimi sorarsan Süzülmüş oğul BAL’ı.
Kirazların dalıyım, Arıların BAL’ıyım Dokunmayın bana siz Ben bir yiğit malıyım
Arı ve bal hakkında derlenmiş şu şiirlerde çam kokulu yayla balı kadar güzel değil midir?
Eşref oğlu al haberi Arı biziz, Bal bizdedir. Biz şahmerdan kuluyuz Yetmiş iki dil bizdedir.
Arı vardır uçup gezer Teni tenden seçüp gezer Zahit bizden kaçup gezer Bahçe biziz, gül bizdedir.
Bu iki dörtlük hakkında Reşadi Baba – Turgut Çağlar isminde arı ve bal sever bir meslektaştan aldığımız mektupta, bunların Kırıkkale’nin Hasan Dede Köyü’nde kendi türbesinde medfun bulunan HASAN DEDE’nin HU DOST başlığı ile muhtelif makamlarda bestelenmiş nefesi olduğunu öğrendik.
HU DOST *
Eşraf oğlu al haberi – Bahçe biziz gül bizdedir Biz de mevtanın kuluyuz – 72 dil bizdedir
Erlik midir eri yormak – Irak yoldan haber sormak Cennetteki şol dört ırmak – Coşkun akan sel bizdedir
Arı vardı uçup gezer – Teni tenden seçüp gezer Zahir bizden kaçup gezer – Arı biziz bal bizdedir.
Biz erenler gerçeğiyiz – Hasbahçenin çiçeğiyiz Hacı Bektaş Küçeğiyiz – Edep erkân yol bizdedir.
Kuldur Hasan Dedem kuldur – Manayı söyleyen dildir Elif hakka doğru yoldur – Cim sorarsan dal bizdedir.
Mektubundan sonra Büromuza kadar da gelmek zahmetini de ihtiyar eden Reşadi Baba’ya bu nefesi sevip sevmediğini sorduk. Güldü ve ben 2 nefes severim. Üstad dedi:
Birisi sigaranın ilk nefesi Diğeri kaynanamın son nefesi…
Çocukluğumuz da, ebeveyn ve hocalarımızdan gizleyerek okuduğumuz Kerem ile Aslı kitabında da Âşık Kerem:
Sakın incitmeyin nazlı bacılar Kenardan geçeyim, yol sizin olsun Yüreğimde çoktur, gamlar acılar Ağular içeyim, bal sizin olsun…
Ya Âşık Garip’in Şahsenemine söylediği şu beyit, sizlere gümüş tabaklarda bembeyaz akasya balı ve sarı inek yağı ile çörek mi? Yoksa; pembe dudaklı, gül yanaklı bir güzel mi? Hatırlatır.
Bir Gülsün, Senem’in sevda bağından Bir buse isterim, al yanağından Gerdanın farksızdır tereyağındın Ver dudaklarını bana BAL diye…
17 nci yüzyılın ünlü şairlerinden KULOGLU da bir deyişinde, sevgilisinin dudağı ile bal arasındaki tad benzerliğini şöyle belirtmiştir.
Boyun uzundur, dal gibi Ensem leblerin bal gibi…
Şu mısralarla başlıyan bir türkümüzde de (Leb’in) dudağın baldan da tatlı olduğu belirtiliyor.
Ey Bağdat’ı», Bağdat’tı Dudağın baldan tatlı.
BAL, Bektaşilerin, nüktelerle dolu, bazı fikir ve felsefelerine de mesnet olmuştur. İşte bir örnek:
4 kitabı bir bilenler, sıtk ile hakka tapar Zerre kadar aklı olan, arıdan hisse kapar, Döşürür binbir çiçeği, yuğrur macun yapar, Hakka yanar mumu vardır, BAL’a hayranım bugün…
ETİ’ler zamanındaki bir kanunnamede, bir arı ailesinin değeri, bir koç ve bir kilo balın değeri bir kilo sade yağa eşit olarak gösterilmiştir. Fennî arıcılığın teşviki ve müteharrik çerçeveli kovanların kullanılması ile, son senelerde Bal’ın fiatı yağdan biraz daha ucuza inmiş ise de, hiçbir zaman şekerin fiatından 3 ilâ 4 mislinden aşağı düşmemiştir. Buna rağmen köylüler için,
“Tatlı görmez, bal vermezse ARI’sı Bir şalvarı 10 yıl giyer karısı Kırk yerinden yamalıdır yarısı…”
diyen başlayan şiirler kaleme alan şair de çıkmıştır.
Halkın hadiselerden ilham alarak vicdanının doğurduğu ibret dolu birkaç fıkra ve hikâyelerde ve Bal’ın önemli bir yeri vardır.
“Yan yana iki dükkânda bal satıcıları varmış. Birinin balı daha iyi ve dükkânı da daha temiz olduğu halde, herkes diğer balcıdan alışveriş edermiş. İyi balı ve temiz dükkânı olan bal satıcısı bunu bir arkadaşına anlatmış o da cevap olarak.
Arkadaş sen bal satıyorsun ama, yüzün sirke satıyor demiş.”
Atalarımızın yüzyıllar evvel söylediği bu güzel fıkra, Herbbert Gas-son’un tezgâhtarlık sanatı ve Carneci’in Dost kazanma ve insanlar üzerine tesir yapmak sanatı gibi kitaplarını birkaç cümle ile bize özetleniyor mu?
Sohbetimizi, tarihi bir fıkrada bal ile ilgili bir şiir ile bitirelim: Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında İstanbul’u zapt edince, bütün şairler Padişaha metihler yazıp bu büyük fethi kutluyorlardı. Fatih de her birine bol bol ihsanlarda bulunuyordu. Hünkâr, en büyük ihsan ve iltifatı, Anadolu’dan yeni gelmiş genç bir saz şairine vermişti. Sultanın çok hoşuna gidip samimi bulduğu iki mısra şu idi:
A Devletlü Hünkârımız, sabahınız hayır olsun Yediğin bal ile kaymak, güzergâhın çayır olsun…
Sohbetimize rüyasında arı görenler için yapılan 1 tâbiri de ilâve edip bitirelim:
Rüyada arı gören kişi çok başarılı olacak demektir. Bu, kendinize ait bir iş kuracaksınız ya da iş yerinizde iyi bir mevkiye getirileceksiniz anlamına da gelebilir.
Vızlayan arılar, sizin arkanızdan hep iyi şekilde konuşulduğunu belirtir. Arıların üstünüze doğru uçtuğunu görmek ise, şans ve mutluluğun hep sizden yana olacağını anlatır. Bir arının sizi sokması, size kötülük yapmak isteyenlerin kötülük bulacağına yorulur.
Arı Zehri
Posted on Kasım 1, 2009
ARI ZEHİRİ ÜRETİM VE SATIŞI KONUSUNDA BİRKAÇ SÖZ:
Dış ülkelerden arı zehiri hakkında bazı firmalara zaman zaman arı zehiri satın alma talepleri gelmektedir. Tanıdığım bir firmaya gelen talebe cevap olarak arı zehirinin nasıl üretildiği hakkında bir eser gönderilirse memleketimizde de üretilerek yollanılacağı hususunda cevap olarak bir mektup yazdımsa da müsbet ya da menfi bir cevap alamadım.
Yurdumuzda çıkan bir arıcılık kitabında Almanya’da arıların cereyan verilmiş safihalar üzerinden geçilirken zehirini bu safihaya akıttığı ve buradan derlendiği hakkında çok kısa bir malumata ilaveten 1971 yılında arı zehirinin nasıl üretileceği hususunu bir yazı ile Tarım Bakanlığı Tavukçuluk ve Arıcılık Enstitüsü’nden sormuştum. Araştırma Genel Merkezi’nden Müdür Avni Başdoğan imzası ile aldığımız cevabî yazıda (7.7.1971 – 991 – c) “Arı zehiri, arıların iğneleri sıkılarak zehir dışarıya akıtılıp bu esnada hassas enjektörler kullanmak suretiyle alınmaktadır. Konunun daha ziyade tıbbi yönden ele alınması icap ettiğinden elde edilecek arı zehirinin muhafaza ve kullanma şekli hakkında iliniz Tıp Fakültesi ilgili kürsüsü ile temasa geçilmesi gerekir” şeklinde gelen cevap üzerine adı geçen yer ile de temasa geçtimse de üretim tekniğine ait buraya yazabileceğim bir bilgiyi henüz alamadım.
Son olarak yukarıda adı geçen araştırma müessesesinin çıkarmakta olduğu Teknik Tavukçuluk Dergisi’ne aşağıdaki mektupla “•—Arı zehirinin üretim tekniğini bilmiyoruz. Mümkünse önümüzdeki ilk sayılarda yer verilmesi temennimizdir” diye yazmıştım.
Okuyucu köşesinde bu temennimizin de çıktığı mezkur derginin 3 sayılı Ağustos – Eylül 1972 tarihli sayısında Ziraat Yüksek Mühendisi Dr. Fuat Balâ’nın “Arı Zehirinin Radyasyona Karşı Etkisi” başlıklı çok kıymetli bir derleme yazısı çıktı. Arı zehiri üretim tekniği hususunda pratik bir malumat bulamamış olmakla beraber bu konudaki merak ve tecessüsümüzü hayli tatmin eden bu değerli yazıyı Sayın Balâ’nın kıymetli kaleminden aynen iktibas ediyorum. Okuyucularımın bu konudaki ufkunu açmaya bir vesile olur ümidi ve mezkur dergiye teşekkürlerimle.
ARI ZEHİRİNİN RADYASYONA KARŞI ETKİSİ:
Amerika Birleşik Devletleri’nin San Fransisko ve Kalifornia eyaletlerinin radyolojiye karşı korunma çalışmaları yapan laboratuvar-larında yapılan kimyasal bir araştırmada arı zehirinin radyasyona karşı koruyucu olarak kullanılabildiği saptanmıştır.
Bu konuda çalışma yapan William H. Shipman adındaki bilgin 11 yaşındaki kızının isteği ile evlerinde kurdukları küçücük arılıkta uğraşmış ve elde ettikleri kitaplardan istifade ederek çalışmalarını kendi’ başlarına yalnız olarak sürdürmüşlerdir.
Bu çalışma devam ederken William H. Shipman, radyoloji biyo-lojisti Léonard J.Cole adındaki şahısla birlikte arı zehirinin radyasyona karşı nasıl kullanılabildiğini araştırmışlardır.
İki bilginin bu konuda çalışmaları 8 ay sürmüş, araştırma fareler üzerinde tatbik edilmiştir.
Shipman ve Cole araştırma materyali olarak kullandıkları farelerin-bir grubuna arı zehiri vermiş diğer grubuna vermemişlerdir. Arı zehiri farelerin deri altına Sodyum Kloridle sulandırılarak zerkedil-miştir.
Arılar Çiçek Tozunu Nasıl Toplar
Posted on Kasım 1, 2009
ARI ÇİÇEK TOZUNU NASIL TOPLAR VE TAŞIR:
Çiçektozunun arıların ve yavruların beslenmesinde çok işe yaradığı hiçbir arıcının gözünden kaçmadığı halde, arıların poleni çiçeklerden nasıl topladığı ve arka bacaklarındaki sepetçiklere nasıl depo ederek kovanına taşıdığı, kısa ve basit gözlemlerle tesbit edile-miyecek derecede karışık ve enteresandır.
Polen getirecek arı, kovandan çıkmadan önce ballı petek gözlerinden birine sokularak bir miktar bal yutar. Kursağına doldurduğu bu bal yapacağı uzun uçuş ve çiçekten çiçeğe konmak için sarfede-çeği enerjiyi karşılıyacağı gibi derliyeceği polenleri bu balla karıştırarak dağılıp dökülmeden kovanını getirmesini de sağlıyacaktır. Biliyoruz ki arılar eğer yeni bir besin bulamazlarsa kuşaklarındaki balın sağladığı enerji ile en çok 4800 metrelik bir mesafe katedebilirler.
Kovandan çıkıp uçarak çiçek tozunu alacağı çiçek üzerine konan arı kursağındaki baldan bir parçasını çiçeğin erkeklik uzvu üzerindeki polenlere bulaştırır. Bundan sonra ayakları ile çiçeğin erkeklik organını tırmalayarak göğsünü ve karın altını sürer. Çok küçük zerreler halinde olan çiçek tozları arının daha çiçeğe konduğu anda erkeklik uzvuna bulaştırdığı bal ile hem biribirine ve hem de arının göğüs ve karın altındaki tüylerine yapışır.
Arının arka ayaklardaki bileklerinin iç kısımlarında uçları iğne gibi sivrice 10-12 sıra sivri fırçalar vardır. Arı ilk önce sağ ayağının bu
kısmı ile, göğsünün üst tarafından başlıyarak kamının alt kısmına doğru polenleri sıyırarak toplar. Arının kullandığı bu arka ayağının bilek kısmında, çevresi sert kıllarla çevrili ve ortası çukurca bir kısım bulunur ki buna SEPETCİK denir. İşte çiçek tozlarını toplamış bulunduğu sağ ayak bileğindeki polenleri, sol arka ayağının sepetciğin-deki kıllara geçirir. Aktarma eder. Ve bu esnada sıyrılmış tüm polenler sol ayaktaki bu sepetçik içine düşer. Sepetçik içine düşen bu polenleri ön ayağındaki MAHMUZ denilen ucu sivri kamçı gibi kısım ile sepetçikteki polenlere vurarak iyice sıkıştırır. Bundan sonra sol ayağının fırçalı kısmı ile bir önceki işi tekrarlıyarak bu defa da sağ ayağındaki sepetçiği doldurur ve bunu sol ön ayaktaki mahmuz ile sıkıştırır. Böylece her iki ayaktaki sepetçiklere doldurulmuş olan polenler âdeta birer yumak halini alırlar.
Arı bu şekilde kovana döndükten sonra sol ön ayağındaki mahmuzla sağ sepetçikteki, sağ ön ayağındaki mahmuzla da sol sepetçikteki polenleri çözer ve boş petek gözlerini doldurur. Petek gözlerine koyduğu çiçek tozlarını başı ile iterek, petek gözünün dibine doğru iyice sıkıştırır. Böylece petek gözünü yarıya veya üçte ikiye kadar polenle doldurduktan sonra iyice baskılayarak onun üzerine de bal ile doldurarak çiçek tozunun hava ile temasını keserek onu âdeta konserve etmiş olur. Bu şekilde çiçek tozu kalmadığı zamanlarda arı ailesinin polen ihtiyacı buradaki konserve edilmiş stoklardan temin edilir.
Bal Alırken Nelere Dikkat Edilmelidir
Posted on Kasım 1, 2009
ARI ÇİÇEK TOZUNU NASIL TOPLAR VE TAŞIR:
Çiçektozunun arıların ve yavruların beslenmesinde çok işe yaradığı hiçbir arıcının gözünden kaçmadığı halde, arıların poleni çiçeklerden nasıl topladığı ve arka bacaklarındaki sepetçiklere nasıl depo ederek kovanına taşıdığı, kısa ve basit gözlemlerle tesbit edile-miyecek derecede karışık ve enteresandır.
Polen getirecek arı, kovandan çıkmadan önce ballı petek gözlerinden birine sokularak bir miktar bal yutar. Kursağına doldurduğu bu bal yapacağı uzun uçuş ve çiçekten çiçeğe konmak için sarfede-çeği enerjiyi karşılıyacağı gibi derliyeceği polenleri bu balla karıştırarak dağılıp dökülmeden kovanını getirmesini de sağlıyacaktır. Biliyoruz ki arılar eğer yeni bir besin bulamazlarsa kuşaklarındaki balın sağladığı enerji ile en çok 4800 metrelik bir mesafe katedebilirler.
Kovandan çıkıp uçarak çiçek tozunu alacağı çiçek üzerine konan arı kursağındaki baldan bir parçasını çiçeğin erkeklik uzvu üzerindeki polenlere bulaştırır. Bundan sonra ayakları ile çiçeğin erkeklik organını tırmalayarak göğsünü ve karın altını sürer. Çok küçük zerreler halinde olan çiçek tozları arının daha çiçeğe konduğu anda erkeklik uzvuna bulaştırdığı bal ile hem biribirine ve hem de arının göğüs ve karın altındaki tüylerine yapışır.
Arının arka ayaklardaki bileklerinin iç kısımlarında uçları iğne gibi sivrice 10-12 sıra sivri fırçalar vardır. Arı ilk önce sağ ayağının bu
kısmı ile, göğsünün üst tarafından başlıyarak kamının alt kısmına doğru polenleri sıyırarak toplar. Arının kullandığı bu arka ayağının bilek kısmında, çevresi sert kıllarla çevrili ve ortası çukurca bir kısım bulunur ki buna SEPETCİK denir. İşte çiçek tozlarını toplamış bulunduğu sağ ayak bileğindeki polenleri, sol arka ayağının sepetciğin-deki kıllara geçirir. Aktarma eder. Ve bu esnada sıyrılmış tüm polenler sol ayaktaki bu sepetçik içine düşer. Sepetçik içine düşen bu polenleri ön ayağındaki MAHMUZ denilen ucu sivri kamçı gibi kısım ile sepetçikteki polenlere vurarak iyice sıkıştırır. Bundan sonra sol ayağının fırçalı kısmı ile bir önceki işi tekrarlıyarak bu defa da sağ ayağındaki sepetçiği doldurur ve bunu sol ön ayaktaki mahmuz ile sıkıştırır. Böylece her iki ayaktaki sepetçiklere doldurulmuş olan polenler âdeta birer yumak halini alırlar.
Arı bu şekilde kovana döndükten sonra sol ön ayağındaki mahmuzla sağ sepetçikteki, sağ ön ayağındaki mahmuzla da sol sepetçikteki polenleri çözer ve boş petek gözlerini doldurur. Petek gözlerine koyduğu çiçek tozlarını başı ile iterek, petek gözünün dibine doğru iyice sıkıştırır. Böylece petek gözünü yarıya veya üçte ikiye kadar polenle doldurduktan sonra iyice baskılayarak onun üzerine de bal ile doldurarak çiçek tozunun hava ile temasını keserek onu âdeta konserve etmiş olur. Bu şekilde çiçek tozu kalmadığı zamanlarda arı ailesinin polen ihtiyacı buradaki konserve edilmiş stoklardan temin edilir.
Bal Arının Dışkısı Mıdır
Posted on Kasım 1, 2009
Pek çok kimseler balı, arıların dışkısı zanneder ve hatta birbirlerine iltifat olsun diye “Ağzına arı boku” derler. Bu yanlış düşünceyi gidermek için kısaca arıların sindirim organından ve balın nasıl yapıldığından bahsetmek bir fazlalık olmaz zannederim.
![]()
Arıların sindirim organı (hazım cihazı) da aşağı yukarı insanlarınki gibidir. Ağız, yemek borusu, kursak, mide, ince ve kalın bağırsak ve anus’tur. Bu sırada insanlarınkinden fazla yemek borusu ile mide arasında KURSAK vardır.
İşte arılar, ağızları ile aldıkları besin maddelerini, göğüsleri boyunca uzanan yemek borusu vasıtası ile KURSAK’larına ulaştırırlar.
Arılar vücutlarının ihtiyacı için sarfedecekleri besin maddelerini ise bir müddet daha kursaklarında tutarak, özel salgıları ile onu bala dönüştürürler. Kursakta bala dönüştürdükleri maddeyi (geviş getiren hayvanlar gibi) tekrar ağızlarına getirerek diğer arılara verirler veya petek gözlerine püskürterek orada olgunlaşmaya terk ederler.
Örneğin, arı çiçekten çiçeğe dolaşarak kursağını 100 miligram nektar ile doldurdu ise, bunun (kovana döndüğü mesafenin uzaklık veya yakınlığı ile uygun olarak) 40-70 miligramını kendi enerjisi için sarfeder, yani midesine aktarır. Geri kalan 30-60 miligramını da kursağında saklayarak petek gözlerine istif eder.
Arıların kalın bağırsağının orta kısmı biraz şişkince olduğundan burada gaitalarını uzunca bir müddet muhafaza edebilirler. Bu sayededir ki, kışın uzun zaman dışarı çıkmayan arılar, kovanlarına pis-lemiyerek havaların ısınmasını beklerler.
Nitekim, ilkbaharda arılar ilk uçuşa çıktıklarında, uzaklara gidecek fakat bu fırsatı bulamayanlar kovanların civarına ve hatta o sırada arılıkta gezinen varsa onların üzerine balmumu renk ve kıvamında suluca gaitalarını bırakırlar.
Bal Çeşitleri
Posted on Kasım 1, 2009
Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği’ne göre ballar kaynağına ve pazara sunuş şekline göre ikiye ayrılır.
Kaynağına göre ballar:
-Çiçek veya nektar balı: Bitki ve çiçek nektarından elde edilen bal genel olarak çiçek balı olarak isimlendirilir. Çiçek balı da içerdiği bitki nektarının yoğunluğuna göre ayrıca isimlendirilebilir. Kekik Balı, Kestane Balı, Akasya Balı gibi.
-Salgı balı: Bitkilerin canlı kısımlarının salgılarından veya bitkilerin canlı kısımları üzerinde yaşayan bitki emici böceklerin -Hemiptera- salgılarından elde edilen bal. Yurdumuzda özellikle Ege bölgesinde yoğun olarak üretilen Çam Balı, salgı balına en iyi örneği oluşturur.
Üretim ve/veya pazara sunuluş şekline göre;
-Petekli bal: Kuluçka amaçlı kullanılmamış olan saf balmumundan hazırlanmış temel peteklerin veya arılar tarafından yapılmış peteklerin gözlerinde depolanmış ve tamamı veya büyük bölümü sırlanmış olarak satışa sunulan bal.
-Süzme bal: Sırları alınan yavrusuz peteklerden santrifuj yolu ile elde edilen bal. Türk Piyasasında en çok satılan bal, kavanozlar içine konulmuş süzme baldır.
-Petekli süzme bal: Süzme bal içerisinde petekli bal parçaları ile hazırlanmış bal.
-Sızma bal: Süzme bal elde edilirken alınan sırlardan ve balı alınmış peteklerden sızdırılarak toplanan bal.
-Pres balı: Yavrusuz peteklerin doğrudan veya 45°C’yi aşmamak üzere ısıtılarak preslenmesi ile elde edilen bal.
-Filtre edilmiş bal: Yabancı organik ve/veya inorganik maddelerin filtrasyon yolu ile uzaklaştırılması sırasında polen içeriği önemli ölçüde azalmış bal.
d) Fırıncılık balı: Kendine özgü doğal koku ve tada sahip olmayan veya fermantasyona başlamış veya fermente olmuş veya yüksek sıcaklıkta işlem görmüş, endüstriyel amaçlı kullanıma uygun veya diğer gıda maddelerinin üretiminde bileşen olarak kullanmaya uygun ba
Bal Nasıl Saklanmalıdır
Posted on Kasım 1, 2009
Bal için ideal ortam oda sıcaklığıdır.Birçok tüketici elindeki balı buzdolabında ,kış aylarında balkonda ve buna benzer balın kristalizasyonunu hızlandıracak ortamlarda saklamaktadır.Son derece yanlış olan bu yöntem kullancılar tarafından yapılmamalıdır.Bal soğuk ortamda kriztalize olur.Kristalize balı birçok yöntemle çözebiliriz
1-Sıcak (max 45 c) sıcak suda çözülene kadar bekletebiliriz
2-Kalorifer peteklerinin üzerinde 1-2-3 gün bekleterek balı çözebiliriz.
3-Ev ortamında en sıcak odada (sobalı evlerde sobanın oldugu evde -kaloriferli evlerde ise yaşam odası diğer odalara nazaran daha sıcaktır ) bal bekletilerek çözülmesi sağlaabilir
-Güneşte bekleterek de balın çözülmesini sağllayabiliriz Misal ;pencere önünde
-AMERİKADA ŞUAN SATILAN BALLARIN ÇOĞU DONMUŞ BALLARDIR.AMERİKALI BİLİM ADAMLARI DONMUŞ BALIN DAHA VERİMLİ OLDUĞUNU SAVUNUYORLAR.BİZZAT BEN KENDİM BAL DÜKKANLARINDA DA GÖRDÜM .ÇOĞU DONMUŞ.
Balın Kremalaşması
Posted on Kasım 1, 2009
Yeni şekerlenmekte olan ve şekerlenme nedeni diğer faktörlerden değilde normal olarak tabii halde koyulaşan ballar krem gibi ince zerrecikli yağımsı haldedir. Bunların yenmesi de ayrı bir zevk verir. Zamanla kristaller kabalaşır. Ve toz şeker gibi billurlaşma görülür. Böyle bir balın tüketilmesi kullanılması güçleşir. Tad ve lezzetini kaybederek şeker gibi kokusuz rayihasız bir hal alır.
Bunun nedeni bilhassa balın derlendiği çiçeklerle ilgilidir. Bazı çiçeklerden derlenen ballar çok ince zerrecikler halinde şekerlenerek yayla balları gibi krem manzarasında oldukları halde bazıları da kalın ve kaba zerrecikler halinde billurlaşırlar.
Örneğin ayçiçeklerinden derlenen ballar daha kalın ve kaba, pamuklardan derlenenler ise daha ince halde şekerlenirler. İnce zerrecikler halinde şekerlenen balların, kaba halde olanlara 5′de veya 4′de bir oranında katılması ile ve iyice karıştırılması suretiyle bu balların da incelenmesi sağlanabilir
Bal Nedir?
Posted on Kasım 1, 2009
Balı tanımlarken bileşiminde % 18-20 oranında da şekerli maddeler bulunduğu belirtilmişti. Balda % 80 oranındaki şekerin % 3-8′i bildiğimiz kullandığımız çay şekeri denilen (SAKKAROZ) halindedir. Geri kalan şekerli kısma (invert seker) denir. Bu invert şekerde balda genellikle ÜZÜM ŞEKERİ (Gİikoz – Dekstroz) ve MEYVE ŞEKERİ (Früktoz – Leviloz) diye iRi halde bulunur.
Bal içindeki Sakkaroz denilen çay şekeri şeklindeki tatlı maddenin balın donması ile bir ilgisi yoktur. Baldaki çay şekeri oranının yüksek olması balın kristalleşmesini bazı müeelliflere göre hiç, bazı müelliflere göre de son derecede geç ve güç etkiler.
Balın donmasını etkileyen kısım meyve şekeri ile üzüm şekeri arasındaki orandır. Bir balın bileşiminde üzüm şekeri çok ise o bal kısa sürede ve daha çabuk şekerlenir. Meyve şekeri çok ise daha geç ve güç şekerlenir.
Örneğin; Hindiba, Kolza, Yonca, Tirfil, Akasya, Pamuk, Ayçiçeği, Lahana, Yabani Turp, Kiraz, Kestane, Karabuğday, Aslanağzı,
sindeki anzimlerin tesiri olmaktadır. White, balın oda sıcaklığında muhafazasının diyastas anziminin azalmasına önemli miktarda sebep olduğunu tesbit etmiştir.
ATA SÖZÜ: “BALIN İYİSİ ESMER PETEKTEDİR”
Belirtilen analiz raporlarına göre koyu renkli balarda potasyum, sodyum, magnezyum, demir, bakır, manganez, klor ve kükürt gibi kül maddeleri daha fazladır. Bal içerisinde mevcut olan diyastas ve invertaz gibi iki önemli anzimin tesirliliği koyu ballarda daha fazladır. Netice olarak konu üzerinde çalışan âlimler dağ içi bölgeleri ve kuzey iç bölgelerinden elde edilen açık renkli ballarda önemli miktarda basit şekerlerin (dekstroz ve levüloz) bulunduğunu ve bundan dolayı bu balların koyu renkli ballardan daha çok kristalizasyona elverişli olduğunu meydana çıkarmışlardır. Koyu renkli ballar asidite, nitrojen, kül (mineral maddeler) ve çok komplesk şekerler bakımından açık renkli ballardan daha zengindirler.
Portakal, yb. çiçeklerden derlenen ballarda Üzüm Şekeri nisbeti daha çok olduğundan bu tür ballar birkaç saat, gün veya ay sonra mutlaka şekerlenirler. Tüpelo çiçeklerinden derlenmiş ballarda ise Meyve Şekeri oranı yüksek olduğundan bunlar 2 sene kadar şekerlenmeden kalabilirler.
Bal önceleri krem gibi bir manzara alır. Daha sonra kristallerin büyümesi ve yoğunlaşması ile daha açık bir şekilde şekerlenmiş olur.
Dikkat edilmiş ise bir kavanozdaki bal önce dip tarafından şekerlenmeye başlar. Üst kısmı bir süre sıvı halde kalır. Dip kısımdaki üzüm, üst kısımdaki ise meyve şekeridir. Üzüm şekerinin mayalaması ile kısa sürede üst taraftaki meyve şekeri de kristalleşir.
ÜRETİCİNİN PROBLEMİ
Yukarıdaki nedenlerledir ki, yurdumuzdaki bir arıcı için, bal üretiminden daha önemli bir problem de, elde ettiği hakiki, saf ve tabii balın satışıdır. Balın alım ve satımı belli bir düzene kavuşmamış olan yurdumuzda, bir yandan balseverler hakiki balı şüphe ile karşılamakta, diğer yanda arıcılar saf ballarını satmakta büyük güçlükler çekmektedirler. Örneğin şu günlerden sonra Trakya’nın koyu sarı renkli ayçiçeği balları ile pamuk bölgesinde üretilen beyaz renkli pamuk ballarının tümü kristalize olmuştur. Arıcı bu hakiki ballarını satamamakta, alıcı buna hileli nazarı ile bakmakta ve satıcı ise aracı olmaktan çekinmektedir.
900 metre rakımın üzerindeki bölgelerden istihsal edilen balların hiç şekerlenmediği iddiası da tamamen yersiz ve yanlıştır. 1400 -1500 rakımlı yaylaların balları dahi zamanı geldiğinde mutlaka kristalize olmaktadır. İlmin, tekniğin ve uzun tecrübelerimizin içinde bizde örneğin bu mevsimden sonra piyasada donmamış olarak gördüğümüz ayçiçeği, pamuk ve püren ballarına hileli nazarı ile bakmaktay






Alışveriş Sepeti