Balcim .Net

Kategoriler
  • Kestane Balı
  • Petek Bal
  • Çam Balı
  • Çiçek Balı
 
Bilgiler
  • Bal Hakkında
  • Online Destek
  • Ödeme Bildirimi
  • Hakkımızda
  • Gizlilik İlkeleri
  • Banka Hesap Bilgilerimiz
  • Satış Sözleşmesi
  • İletişim
  • Site Haritası
 
Ziyaretçiler
 5 Bugün
 58 Bu Hafta
 185 Bu Ay
 2.276 Bu Yıl
 2.276 Tümü
1 Çevrim içi
 
Oturum Aç
E-Posta:

Parola:

Kayıt Ol
Oturum Aç

 
Alışveriş Sepeti
0 ürün var.
 
En Çok Satılanlar
Çiçek Balı 1 KG Çiçek Balı 1 KG
15.00TL
 
Canlı Destek
Destek için yeşil simgeye tıklayınız
 

Bal Hakkında

 

Ana Arı

Posted on Kasım 1, 2009

ANA ARI
Aile mevcudu ister 100 ister 100 bin adet bulunsun bir kovanda (Ailede) yalnız bir tanedir. Tek vazifesi yumurtlamak suretiyle nesli­nin bekasını temin etmektir.
Ana arı diğer arılara nazaran daha zarif, endamlı ve uzundur. Ka­natları kısa gibi görünür. Onbinlerce arının içinde uzun boyu, dol­gun vücudu, cevval ve telaşlı yürüyüşü ile derhal farkedilir. Bitkile­rin bol nektar ifraz ettiği, dolayısıyle de ana arının çok yumurta ya-
Arıcıhk — F.7
97
pabildiği devrelerde ana arı, daha dolgun ve iridir. Petekte daha nazlı, ağır ve edalı dolaşır. Bulunması pek kolaylaşır.
Hayvan nevileri arasında en sevimlisi 2 yaşındaki erkek bir tay ise, böcek nevileri içinde de çekik karnı, incecik antenleri, uzun bo­yu, mevzun bacakları ve altın renkli mütenasip vücudu ile en güzeli ANA ARI’dır

Döllenmiş-analar, diğer arılar tarafından büyük bir muhabbet, te­veccüh ve hürmetle muamele görürler. İşçi arıların ana arıya yiye­cek vermek, antenleri vasıtasıyle okşamak, etrafında dönmek ve pe­tekler üzerinde’tlerledikçe ona yol açmak suretiyle gösterdikleri has­sasiyet, ihtimam, sevgi ve bağlılık tezahürlerini camlı kovanlarda sey­retmek pek zevkli ve hayret vericidir.

Ana annın büyüdüğü beşik (meme), (yüksük) ve içeride kurtçuğun görünümü.

ANA ARININ BÜYÜTÜLMESİ:
İlkbaharda arı ailesi pek kalabalıklaşıp da oğul vermeye hazır­landığı zaman, orta kısımlarda bulunan peteklerin yan ve alt tarafla­rında, palamut tanelerine ve kadınların nakış yüksüğüne benzer şe­kilde sarımtırak renkte, 2-2.5 cm. uzunlukta ve 7-8 milimetre çapın­da hücreler görülür.

 

Arı Ailesi Hakkında Pratik Bilgiler

Posted on Kasım 1, 2009

ANA ARI
Aile mevcudu ister 100 ister 100 bin adet bulunsun bir kovanda (Ailede) yalnız bir tanedir. Tek vazifesi yumurtlamak suretiyle nesli­nin bekasını temin etmektir.
Ana arı diğer arılara nazaran daha zarif, endamlı ve uzundur. Ka­natları kısa gibi görünür. Onbinlerce arının içinde uzun boyu, dol­gun vücudu, cevval ve telaşlı yürüyüşü ile derhal farkedilir. Bitkile­rin bol nektar ifraz ettiği, dolayısıyle de ana arının çok yumurta ya-
Arıcıhk — F.7
97
pabildiği devrelerde ana arı, daha dolgun ve iridir. Petekte daha nazlı, ağır ve edalı dolaşır. Bulunması pek kolaylaşır.
Hayvan nevileri arasında en sevimlisi 2 yaşındaki erkek bir tay ise, böcek nevileri içinde de çekik karnı, incecik antenleri, uzun bo­yu, mevzun bacakları ve altın renkli mütenasip vücudu ile en güzeli ANA ARI’dır

Döllenmiş-analar, diğer arılar tarafından büyük bir muhabbet, te­veccüh ve hürmetle muamele görürler. İşçi arıların ana arıya yiye­cek vermek, antenleri vasıtasıyle okşamak, etrafında dönmek ve pe­tekler üzerinde’tlerledikçe ona yol açmak suretiyle gösterdikleri has­sasiyet, ihtimam, sevgi ve bağlılık tezahürlerini camlı kovanlarda sey­retmek pek zevkli ve hayret vericidir.

Ana annın büyüdüğü beşik (meme), (yüksük) ve içeride kurtçuğun görünümü.

ANA ARININ BÜYÜTÜLMESİ:
İlkbaharda arı ailesi pek kalabalıklaşıp da oğul vermeye hazır­landığı zaman, orta kısımlarda bulunan peteklerin yan ve alt tarafla­rında, palamut tanelerine ve kadınların nakış yüksüğüne benzer şe­kilde sarımtırak renkte, 2-2.5 cm. uzunlukta ve 7-8 milimetre çapın­da hücreler görülür.

Filed Under Genel | Leave a Comment

Arı Sokması Sağlığa Yararlı Mıdır?

Posted on Kasım 1, 2009

ARI SOKMASI SAĞLIĞA YARARLI MIDIR?
1707 yılında bir İngiliz doktor, arının bütün hastalıkların tedavi­sinde başlıca ilaç olduğunu iddia etmiştir. Dr. More, bahçesinde ye­tiştirdiği arıların bal, petek ve iğneleriyle hastalarına şifa verdiğini yaz­mış. Yıllardır arıların hastalık tedavisinde yararlı olduğunu söyleyenler de çıkmıştır. Halen Moskova’nın Kuzey-doğusunda, Zheleznodo-rozhny kasabasında arı ile tedavi yapılan özel bir hastane vardır. Bu­radaki doktorlar taze arı zehirinin astım, siyatik, tansiyon, nevralji ve daha birçok illetlere iyi geldiğine inanıyorlar. Hastanede arı hasta­nın bedenine konuyor sokması için bekleniyor, böylece taze arı ze-hiri bedene zerk ediliyor. Arı sokunca, iğnesi 15-20 dakika bırakılı­yor. İki gün sonra “ilacın” dozu artırılıyor, iki arı konuyor bedene. Ağır vakalarda onar günlük ara ile 80 arı tedavisi yapıldığı oluyor. Başka doktorlar bu metodun ne kadar fayda verdiği konusunda tar­tışıyor.

Arı Soktuğunda Alınıcak Önlemler

Posted on Kasım 1, 2009

Arı sokup
iğnesini bıraktıktan sonra, kesinlikle zehir kesesinden tutarak
çıkarmaya çalışmamalıdır. Çünkü bu hareket kesenin içindeki zehirin
vücudumuza zerkedilmesine ve acımızın artmasına neden olur. En iyisi
bir bıçağın yüzüyle ya da tırnağımızla sıyırarak çıkarmaktır.

Belli bir sayıya kadar arı sokması alerjisi olanların dışında tehlikeli değildir. Tehlike sınırı kişinin bünyesine göre değişir.

Arı allerjisi
olanlarda vücudun genelinde kızarma, kaşıntı ve yumuşak dokularda şişme
görülür. Bu sırada solunum güçlüğü, karın ağrısı, kusma, çarpıntı ve
baygınlık görülebilir. Boğaz kaslarının kasılması ve yutak bölgesinin
şişmesi ile nefes gittikçe zorlaşır ve hasta boğulabilir. Bu olaya
“anaflaksi” veya “anaflaktik şok” adı verilir.

Arı sokmasına
karşı en etkili tedavi amonyaktır. Amonyak hem arının soktuğu yere
sürülebilir hem de bir bardak suya 5-10 damla damlatılarak içilebilir.

Şişmeye karşı
antihistaminik veya steroid bir krem sürülmelidir. Ağızdan alınacak
antihistaminik herhangi bir tablet oldukça yararlı olacaktır. Ancak
şiddetli reaksiyonlar için geciktirilmeden tıbbi müdahalelere
başvurulmalıdır.

Arı soktuktan
sonra yarayı ovuşturmak ya da emmek kesinlikle doğru değildir. Arı
tarafından sokulan kişi eğer terli ise zaten ter zehirin etkisini
alacaktır.

Sokulan yere buz koymak, soğuk su ile yıkamak, yoğurt sürmek acının azaltılması için faydalıdır. Ayran da içilebilir.

Arının meyve
yerken ağıza kaçarak boğazdan sokması hayati tehlike yaratabilir. Böyle
bir durumda doktora giderken sirke ile sık sık gargara yapmak gerekir.

Arı Sütü ve Kanser

Posted on Kasım 1, 2009

Kanser hastalığının ve bahusus kan kanserinin tedavisinde yeni bir ümit ışığı olarak bakılmaktadır. Fransa’da kan kanserli bir çocu­ğun arı sütü ile ölümden kurtarıldığı uzun uzun en ciddi gazetelerde belirtilmektedir.
Arı sütü Kanada vé İngiltere’de başka hiçbir ilaçla desteklenme­den farelere tatbik edilmiş, 1500 fare kan kanserinden kurtulmuş, tedavi görmiyen 500 adedi ise 15 gün içinde ölmüştür. Devam et­mekte olan bu araştırmaların insan sağlığı yönünden önemi ve bul­guları büyüktür.

Arı Sütünün Faydaları

Posted on Kasım 1, 2009

ARI SÜTÜNÜN FAYDALARI:
Şu anda önümde arı sütü ve onun faydaları hakkında yazılmış yüzden fazla-kitap, broşür, makale ve prospektüs var. Hepsi de yer­li ve yabancı araştırma, deney ve bilimsel yayınlara dayalı gerçek­ler. En çok konu edilen ve hemen hepsinde müşterek olan faydala­rından birkaçını özetlemekle yetineceğim.
Arı sütü:
— Organizmaya hareket, canlılık ve kuvvet verir.
İştihayı artırma, bitkinliği giderme, iç bezelerin faaliyetini ar­tırma, iyimserlik duygularını yükseltme ve hastalıklara karşı koyma direncini sağlar. . v
Hipo (düşük ve hiper (yüksek) tansiyonu ayarlar. Kan basıncı­nın normal düzeyde kalmasına etken olur.
Kan üretimini kolaylaştırarak, anemiyi (kansızlığı) giderir, ka­dınlarda bozulan kan dengesinin normale dönüşümüne yardımcı olur.
Yaşlılıktan Oluşan damar sertliği ve bitkinlik hallerini giderici etki yapar.

Bronşitli, astımlı, tüberkülozlu hastalara faydalıdır.
İnsan vücudundaki hücrelerin yaşlanmasını durdurur.
Kalp damarlarını temizlemek.
Sinir rahatsızlıkları, depresyon ve asabiyeti önlemek.
Şeker hastalarında da çok iyi sonuçlar alındığı müşahede edil­miştir.
Mide ve bağırsaktaki yaraların tedavisinde, böbrek ve idrar yol­ları hastalıklarının normalleşmesinde ve sarılık hastalığını geçirme­de ilâçtır.
Çocukların daha çabuk gelişmesinde ve altlarına kaçırmaları­nı önlemekte, yaşlılarsa cinsi kudreti artırmaktadır.

Kronik hastalıklar, astım, romatizma ve ülser tedavisi
Saç dökülmesi ve beyazlanmalarını önler, geciktirir.
— Sarkık vücut organlarını ve bilhassa göğüsleri gençlik çağın­daki duruma getirmede, süt salgı bezlerinin fonksiyonunu artırma­da, cilt güzelliğini sağlamada ve döl tutma oranını artırmada etkilidir denilmektedir.
— Erken bunama, zekâ geriliği ve akıl hastalıklarını gidermede ve
— Yüz derisinin kuruma ve kırfşmasında binde 3-6 oranında krem­le karıştırılarak uzun. süredir İsviçre’de kullanıldığı da ilâve edil­mektedir.
ARI SÜTÜNÜN FAYDALARI HAKKINDA SÖZÜN KISASI VE SONU:
Arı sütünün harika bir madde olduğu ve arı sütü kullanmanın in­san bünyesinde pek çok faydalar sağladığı muhakkaktır, kesindir ve su götürmez bir gerçektir.
Fakat bir hamle ile bütün dertlerimizden kurtulabileceğimiz ümi­dine de kapılmamalıdır. Birçok kullananlarda görüldüğü ve gazete sütunlarına kadar intikal ettiği üzere, piyasada pek muhtelif isim ve reklamlarla satılan arı sütünün, karıştırıldığı iddia edilen bazı hazır­lanmış ilaçlarda pek az miktarına bile rastlanmadığ cok görülmüş­tür.
Bazı kötü ellerde ve vicdanlarda hile yapılmaya müsait olan arı sütünü kullananların ya hiç ya da ödedikleri para ile orantılı olmaya­rak çok az.fayda gördüklerini belirtenler de haklıdırlar. Pek çok ya­yın yalnız arı sütünden fayda görenlerin sözleri ve mektuplarını bü­yük puntolu başlıklar ve çok uzun yazılarla belirtmekte fakat hiç fayda görmeyenlerinkini sükûnetle geçiştirmektedir.
Arı sütü inkâr etmez şahane etkisini ancak ve ancak:
Saf
Taze olmasıyla;
Teknik şartlar altında itina ile alınmış
Çok iyi koşullar içinde muhafaza edilmiş ve
5. Uygun metodlarla belli miktarlarda tıbbi esaslara uygun ola-
rak kullanılmış olmasıyla gösteriyor.
İşte bu iddiasız küçük kitap sizlere arı sütünün:
En kolay ve en pratik yollarla,
En çok miktarda,
Değerini kaybetmeden nasıl ve hangi yollarla alınacağını
Nasıl muhafaza edilebileceğini ve
5. Ne şekil ve miktarlarda kullanılması gerektiğini en yetkili yerli
ve yabancı bilimsel yayınlarından süzerek öğretmekte büyük bir yar-

Arı ve Bal Hakkında Söyleşi

Posted on Kasım 1, 2009

Biraz da sohbet:
ARI VE BAL HAKKINDA SÖYLEŞİ
Dar ve mahdut gelirli vatandaşlarımızın geçimini kolaylaştıracak memur, emekli, çiftçi, esnaf ve bilhassa köy öğretmenlerinin boş va­kitlerini kıymetlindirecek, meyvecilerin mahsulünü artıracak, zevkli meşgalesi, balı ve sütü ile de insan ömrünün uzamasına en büyük destek olacak ARICILIK hakkında, halk ağzında söylenmiş, öyle de­yişlerimiz ve Atasözlerimiz vardır ki; birkaç kelime ile sayfalar dolu­su birçok gerçeği ifade etmiş bulunmasın…
Ziraatın türlü şubeleri içinde, verilen emek ve yatırılan sermaye­ye mukabil, en kısa zamanda en çok kâr getiren ve bilhassa Teknik kovanlarla yapıldığında her sene beher aileden 5 ilâ 80 kilo kadar bal ve en az 5 ilâ 100 gram kadar ARI SÜTÜ alınan arıcılık konusun­da söylenmiş şu vecizeler, yukardaki hususları gayet güzel özetle­miyor mu?
“Ya uçar kuşun, ya döner taşın olmalı” “Arı gibi eri olanın, cennet gibi yeri olur” “Bahçesinde arısı olanın, kesesinde sarısı olur” “Arıcılıktan daha helâl ve kârlı bir iş dünyada olamaz.” “Yamaçta bağını, evinde sağımı, bahçenden arını eksik etme. “Arı petekten, karı kötekten anlar” “Arı ile karıya güven olmaz”.
vesaire gibi…
Günümüzde bu atasözlerinin geçerliliğinin kalmadığı şüphesiz­dir. Daha özgür ve çok daha güvenlidirler.
Atalarımız, arı ile karı arasında da birtakım benzerlik ve ilişkiler bularak “ARI İLE KARININ, GEZENİ BULUR” da demişlerdir.
Bu atasözündeki gezeni kelimesini gezdirileni olarak değiştirir­sek daha uygun olur. Gezginci arıcılık bahsinde konu edildiği gibi gezdirilen arıdan 2-3 misli daha çok bal alınır. Hısım, akraba, nişan, düğün, köy, kent gezdirilen bir hanım kızın ise daha kolay ve çabuk evlenerek, mutluluğa ereceği, yuva kuracağı ihtimali daha kuvvetlidir.
Arıcılık yapılan bir bölgede, bal özü kaynakları taşınması suretiy­le yapılan göçebe (GEZGİNCİ) arıcılıkta da arı aileleri yüzlerce kilo bai toplayarak, sahiplerinin yüzünü güldürürler…
Söz arıdan ve karıdan açılmışken şu ata sözlerini de ilave ede­lim ve yorumunu okuyucuya bırakalım.
Atalarımız, “Gündönümünden sonra oğul veren arıdan, ko­casından erken yatıp, sonra kalkan karıdan ve anıza ekilen darı­dan hayır gelmez” de demişlerdir…
Atasözlerimiz arasında, ARI ve BALA dair, ibret verici daha bir çok görüşler de vardır, ki bu afasözünün bir realite (değişmeyen ger­çek) olarak ezelden-ebede tazelik ve canlılığını kaybetmeyeceğini ifa­de edenlere bilmem sizler de iştirak eder misiniz?
“Bal, bal demekle ağız tatlı olmaz.” “Bal tutan parmağını yalar” “Öfke baldan tatlıdır” “Bedava sirke, baldan tatlıdır” “Arı bal alacak çiçeği bilir” “Balsız kovanda arı durmaz”
“Bal alacak kimse, arının iğnesine katlanabilmelidir.”
vesaire gibi atasözlerinden başka bu sevimli böcek hakkında söy­lenmiş bilmeceler, maniler, şiirler ve fıkralara geçmeden evvel pek beğendiğim şu Atasözüne de önemle yer vereceğim: “Arıya iyi bakarsan, karıya altın-elmas takarsın”.
Arıya nasıl bakılacağını bu kitabın sayfaları arasında bol bol oku­dunuz. Ama ben de yarım asırdır okuyup denediklerime dayanarak şunu tekrarlıyacağım.
Arılarınıza yapacağınız en büyük ve en önemli bakım her ilkba­harda erikler çiçek açtıktan sonra arılarınıza usulüne uygun olarak 5-10 kilo şeker şurubu yediriniz. Bu şurubun zerresi ileride hasat ede­ceğiniz bala karışmaz. Bu şeker, arı sayısını artırır. Aİle çok kuvvet­lenir. Ve “Arı iyi (yani kuvvetii-çok sayılı) olursa balı Bağdat’tan gelir”.
Türkiye’de modern arıcılığın babalarından Bakırköylü Dr. Fuat Ali Orsan hocamız zannederim 1951 yılında tanrının rahmetine kavuş­madan birkaç ay evvel, Türkiye Arıcılık Dergisinde; Arıcılara son sö­züm “Kovanlarınızda daima genç ana arı bulundurun” olmuştu. Çok doğru. Bunda da amaç “Arı ailesini kuvvetli yapıp, balı Bağdat’tan getirmek” ama; bu iş oldukça tecrübe, mümarese, daha geniş bilgi, teknik ve uğraşı isteyen, arılarla temas ve mutlaka fenni kovanla ça­lışmayı gerektiren bir iştir. Halbuki anlara bilinen çok basit metod-larla şurup vermek mutlaka fenni kovanlarla çalışmayı da gerektir­mez. İlken kovanların arkasından, konik olanların altından da veri­lebilir.
Ve işin en önemlisi de, iyi bakılan yani şurup verilen kovanlar, eğer anaları yaşlı ise onu kendiliklerinden % 95 değiştirerek anayı gençleştirirler, hastalık ve zararlılarla ve bilhassa güve kurtlariyle da­ha iyi savaşırlar ve barınaklarını daima daha temiz tirendez tutarlar.
Bizde baba oğul arıcılığın bir çömezi olarak okuyucularımıza bu­nu tekrar ve tekrar hatırlatarak sohbetimize devam edelim.
Olgunlaştıktan sonra hasat edilmiş, gerçek – hilesiz balın hiçbir zaman bozulmayacağı hususunu belirtmek için de atalarımız;
“Asil azmaz, bal kokmaz,
Kokarsa yağ kokar,
Çünkü aslı ayrandan çıkmıştır”

İlkokul okuma kitaplarında rastladığımız şu bilmeceler ne kadar güzeldir.

“Sarı amma saman değil,
Kanadı var kuş değil,
Boynuzu var koç değil” —ARI—
“Gözenek gözenek gözü var
Beylerin önünde sözü var” —BAL—
Yerde gezer izi yok,
Havada uçar sesi yok,
Eti haram, sütü helâl,
Canı var, kanı yok. —ARI—
Silivri’nin Akören köyündeki 1 emekli öğretmenin, oğlu Kadir Sök­mene vasiyetnamesinde verdiği şu kafiyeli nasihat da az ilginç de­ğildir.
Oğlum;
“Resmi yerde çalışma,
“Siyasete karışma
ARICILIĞA hor bakma
Komşun duymadan zengin olursun.”
Güzelliğe ne kadar âşığı olduğunu gösteren şu parça ise, baş-
ka milletlerin dilinde, kolay kolay rastlanmayacak kadar güzel değil
midir? -
“Çirkin ile BAL yenmez, Güzel ile, taş taşı”
1785 – 1862 yılları arasında yaşıyan ünlü şairlerimizden DADA-LOGLU da şiirlerinde güzelleri methederken; sıhhat ve şifa kaynağı olan BAL’ı örnek almadan geçememiştir.
Gel ha güzel, gel ha methin ey leyim, Ağzın şeker, dudakların BAL gibi, Yaşça küçük ama, boyda münasip Sallanıyor bir fidanca dal gibi…
Gezdireyim seni, yeşil ilen alılan Besleyeyim şeker ilen BAL’ınan Baban seni, bana verse malınan Koklardım yeni açmış gül gibi…
Hak ağzında hemen her yerde söylenen hepimizin bildiği şu ma­niler de çok güzeldir.
Yaylaların yoğurdu Seni kimler doğurdu, Seni doğuran ana Bal ile mi yoğurdu.
Bahçelerde ceviz dalı Altında ipek halı Benim yerimi sorarsan Süzülmüş oğul BAL’ı.
Kirazların dalıyım, Arıların BAL’ıyım Dokunmayın bana siz Ben bir yiğit malıyım
Arı ve bal hakkında derlenmiş şu şiirlerde çam kokulu yayla balı kadar güzel değil midir?
Eşref oğlu al haberi Arı biziz, Bal bizdedir. Biz şahmerdan kuluyuz Yetmiş iki dil bizdedir.
Arı vardır uçup gezer Teni tenden seçüp gezer Zahit bizden kaçup gezer Bahçe biziz, gül bizdedir.
Bu iki dörtlük hakkında Reşadi Baba – Turgut Çağlar isminde arı ve bal sever bir meslektaştan aldığımız mektupta, bunların Kırıkka­le’nin Hasan Dede Köyü’nde kendi türbesinde medfun bulunan HA­SAN DEDE’nin HU DOST başlığı ile muhtelif makamlarda bestelen­miş nefesi olduğunu öğrendik.
HU DOST *
Eşraf oğlu al haberi – Bahçe biziz gül bizdedir Biz de mevtanın kuluyuz – 72 dil bizdedir
Erlik midir eri yormak – Irak yoldan haber sormak Cennetteki şol dört ırmak – Coşkun akan sel bizdedir
Arı vardı uçup gezer – Teni tenden seçüp gezer Zahir bizden kaçup gezer – Arı biziz bal bizdedir.
Biz erenler gerçeğiyiz – Hasbahçenin çiçeğiyiz Hacı Bektaş Küçeğiyiz – Edep erkân yol bizdedir.
Kuldur Hasan Dedem kuldur – Manayı söyleyen dildir Elif hakka doğru yoldur – Cim sorarsan dal bizdedir.
Mektubundan sonra Büromuza kadar da gelmek zahmetini de ihtiyar eden Reşadi Baba’ya bu nefesi sevip sevmediğini sorduk. Güldü ve ben 2 nefes severim. Üstad dedi:
Birisi sigaranın ilk nefesi Diğeri kaynanamın son nefesi…
Çocukluğumuz da, ebeveyn ve hocalarımızdan gizleyerek oku­duğumuz Kerem ile Aslı kitabında da Âşık Kerem:
Sakın incitmeyin nazlı bacılar Kenardan geçeyim, yol sizin olsun Yüreğimde çoktur, gamlar acılar Ağular içeyim, bal sizin olsun…
Ya Âşık Garip’in Şahsenemine söylediği şu beyit, sizlere gümüş tabaklarda bembeyaz akasya balı ve sarı inek yağı ile çörek mi? Yok­sa; pembe dudaklı, gül yanaklı bir güzel mi? Hatırlatır.
Bir Gülsün, Senem’in sevda bağından Bir buse isterim, al yanağından Gerdanın farksızdır tereyağındın Ver dudaklarını bana BAL diye…
17 nci yüzyılın ünlü şairlerinden KULOGLU da bir deyişinde, sev­gilisinin dudağı ile bal arasındaki tad benzerliğini şöyle belirtmiştir.
Boyun uzundur, dal gibi Ensem leblerin bal gibi…

Şu mısralarla başlıyan bir türkümüzde de (Leb’in) dudağın bal­dan da tatlı olduğu belirtiliyor.
Ey Bağdat’ı», Bağdat’tı Dudağın baldan tatlı.
BAL, Bektaşilerin, nüktelerle dolu, bazı fikir ve felsefelerine de mesnet olmuştur. İşte bir örnek:
4 kitabı bir bilenler, sıtk ile hakka tapar Zerre kadar aklı olan, arıdan hisse kapar, Döşürür binbir çiçeği, yuğrur macun yapar, Hakka yanar mumu vardır, BAL’a hayranım bugün…
ETİ’ler zamanındaki bir kanunnamede, bir arı ailesinin değeri, bir koç ve bir kilo balın değeri bir kilo sade yağa eşit olarak gösteril­miştir. Fennî arıcılığın teşviki ve müteharrik çerçeveli kovanların kul­lanılması ile, son senelerde Bal’ın fiatı yağdan biraz daha ucuza in­miş ise de, hiçbir zaman şekerin fiatından 3 ilâ 4 mislinden aşağı düşmemiştir. Buna rağmen köylüler için,
“Tatlı görmez, bal vermezse ARI’sı Bir şalvarı 10 yıl giyer karısı Kırk yerinden yamalıdır yarısı…”
diyen başlayan şiirler kaleme alan şair de çıkmıştır.
Halkın hadiselerden ilham alarak vicdanının doğurduğu ibret dolu birkaç fıkra ve hikâyelerde ve Bal’ın önemli bir yeri vardır.
“Yan yana iki dükkânda bal satıcıları varmış. Birinin balı da­ha iyi ve dükkânı da daha temiz olduğu halde, herkes diğer bal­cıdan alışveriş edermiş. İyi balı ve temiz dükkânı olan bal satıcı­sı bunu bir arkadaşına anlatmış o da cevap olarak.
Arkadaş sen bal satıyorsun ama, yüzün sirke satıyor demiş.”
Atalarımızın yüzyıllar evvel söylediği bu güzel fıkra, Herbbert Gas-son’un tezgâhtarlık sanatı ve Carneci’in Dost kazanma ve insanlar üzerine tesir yapmak sanatı gibi kitaplarını birkaç cümle ile bize özet­leniyor mu?
Sohbetimizi, tarihi bir fıkrada bal ile ilgili bir şiir ile bitirelim: Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında İstanbul’u zapt edince, bütün şairler Padişaha metihler yazıp bu büyük fethi kutluyorlardı. Fatih de her birine bol bol ihsanlarda bulunuyordu. Hünkâr, en büyük ih­san ve iltifatı, Anadolu’dan yeni gelmiş genç bir saz şairine vermişti. Sultanın çok hoşuna gidip samimi bulduğu iki mısra şu idi:
A Devletlü Hünkârımız, sabahınız hayır olsun Yediğin bal ile kaymak, güzergâhın çayır olsun…
Sohbetimize rüyasında arı görenler için yapılan 1 tâbiri de ilâve edip bitirelim:
Rüyada arı gören kişi çok başarılı olacak demektir. Bu, kendini­ze ait bir iş kuracaksınız ya da iş yerinizde iyi bir mevkiye getirile­ceksiniz anlamına da gelebilir.
Vızlayan arılar, sizin arkanızdan hep iyi şekilde konuşulduğunu belirtir. Arıların üstünüze doğru uçtuğunu görmek ise, şans ve mut­luluğun hep sizden yana olacağını anlatır. Bir arının sizi sokması, size kötülük yapmak isteyenlerin kötülük bulacağına yorulur.

Arı Zehri

Posted on Kasım 1, 2009

ARI ZEHİRİ ÜRETİM VE SATIŞI KONUSUNDA BİRKAÇ SÖZ:
Dış ülkelerden arı zehiri hakkında bazı firmalara zaman zaman arı zehiri satın alma talepleri gelmektedir. Tanıdığım bir firmaya ge­len talebe cevap olarak arı zehirinin nasıl üretildiği hakkında bir eser gönderilirse memleketimizde de üretilerek yollanılacağı hususunda cevap olarak bir mektup yazdımsa da müsbet ya da menfi bir cevap alamadım.
Yurdumuzda çıkan bir arıcılık kitabında Almanya’da arıların ce­reyan verilmiş safihalar üzerinden geçilirken zehirini bu safihaya akıt­tığı ve buradan derlendiği hakkında çok kısa bir malumata ilaveten 1971 yılında arı zehirinin nasıl üretileceği hususunu bir yazı ile Ta­rım Bakanlığı Tavukçuluk ve Arıcılık Enstitüsü’nden sormuştum. Araş­tırma Genel Merkezi’nden Müdür Avni Başdoğan imzası ile aldığı­mız cevabî yazıda (7.7.1971 – 991 – c) “Arı zehiri, arıların iğneleri sıkılarak zehir dışarıya akıtılıp bu esnada hassas enjektörler kul­lanmak suretiyle alınmaktadır. Konunun daha ziyade tıbbi yönden ele alınması icap ettiğinden elde edilecek arı zehirinin muhafaza ve kullanma şekli hakkında iliniz Tıp Fakültesi ilgili kürsüsü ile temasa geçilmesi gerekir” şeklinde gelen cevap üzerine adı geçen yer ile de temasa geçtimse de üretim tekniğine ait buraya yazabileceğim bir bilgiyi henüz alamadım.
Son olarak yukarıda adı geçen araştırma müessesesinin çıkar­makta olduğu Teknik Tavukçuluk Dergisi’ne aşağıdaki mektupla “•—Arı zehirinin üretim tekniğini bilmiyoruz. Mümkünse önümüzde­ki ilk sayılarda yer verilmesi temennimizdir” diye yazmıştım.
Okuyucu köşesinde bu temennimizin de çıktığı mezkur derginin 3 sayılı Ağustos – Eylül 1972 tarihli sayısında Ziraat Yüksek Mühen­disi Dr. Fuat Balâ’nın “Arı Zehirinin Radyasyona Karşı Etkisi” baş­lıklı çok kıymetli bir derleme yazısı çıktı. Arı zehiri üretim tekniği hu­susunda pratik bir malumat bulamamış olmakla beraber bu konu­daki merak ve tecessüsümüzü hayli tatmin eden bu değerli yazıyı Sayın Balâ’nın kıymetli kaleminden aynen iktibas ediyorum. Oku­yucularımın bu konudaki ufkunu açmaya bir vesile olur ümidi ve mez­kur dergiye teşekkürlerimle.
ARI ZEHİRİNİN RADYASYONA KARŞI ETKİSİ:
Amerika Birleşik Devletleri’nin San Fransisko ve Kalifornia eya­letlerinin radyolojiye karşı korunma çalışmaları yapan laboratuvar-larında yapılan kimyasal bir araştırmada arı zehirinin radyasyona karşı koruyucu olarak kullanılabildiği saptanmıştır.
Bu konuda çalışma yapan William H. Shipman adındaki bilgin 11 yaşındaki kızının isteği ile evlerinde kurdukları küçücük arılıkta uğraşmış ve elde ettikleri kitaplardan istifade ederek çalışmalarını kendi’ başlarına yalnız olarak sürdürmüşlerdir.
Bu çalışma devam ederken William H. Shipman, radyoloji biyo-lojisti Léonard J.Cole adındaki şahısla birlikte arı zehirinin radyas­yona karşı nasıl kullanılabildiğini araştırmışlardır.
İki bilginin bu konuda çalışmaları 8 ay sürmüş, araştırma fareler üzerinde tatbik edilmiştir.
Shipman ve Cole araştırma materyali olarak kullandıkları farele­rin-bir grubuna arı zehiri vermiş diğer grubuna vermemişlerdir. Arı zehiri farelerin deri altına Sodyum Kloridle sulandırılarak zerkedil-miştir.

Arılar Çiçek Tozunu Nasıl Toplar

Posted on Kasım 1, 2009

ARI ÇİÇEK TOZUNU NASIL TOPLAR VE TAŞIR:
Çiçektozunun arıların ve yavruların beslenmesinde çok işe yara­dığı hiçbir arıcının gözünden kaçmadığı halde, arıların poleni çiçek­lerden nasıl topladığı ve arka bacaklarındaki sepetçiklere nasıl de­po ederek kovanına taşıdığı, kısa ve basit gözlemlerle tesbit edile-miyecek derecede karışık ve enteresandır.
Polen getirecek arı, kovandan çıkmadan önce ballı petek gözle­rinden birine sokularak bir miktar bal yutar. Kursağına doldurduğu bu bal yapacağı uzun uçuş ve çiçekten çiçeğe konmak için sarfede-çeği enerjiyi karşılıyacağı gibi derliyeceği polenleri bu balla karıştı­rarak dağılıp dökülmeden kovanını getirmesini de sağlıyacaktır. Bi­liyoruz ki arılar eğer yeni bir besin bulamazlarsa kuşaklarındaki balın sağladığı enerji ile en çok 4800 metrelik bir mesafe katedebilirler.
Kovandan çıkıp uçarak çiçek tozunu alacağı çiçek üzerine konan arı kursağındaki baldan bir parçasını çiçeğin erkeklik uzvu üzerin­deki polenlere bulaştırır. Bundan sonra ayakları ile çiçeğin erkeklik organını tırmalayarak göğsünü ve karın altını sürer. Çok küçük zer­reler halinde olan çiçek tozları arının daha çiçeğe konduğu anda er­keklik uzvuna bulaştırdığı bal ile hem biribirine ve hem de arının gö­ğüs ve karın altındaki tüylerine yapışır.
Arının arka ayaklardaki bileklerinin iç kısımlarında uçları iğne gibi sivrice 10-12 sıra sivri fırçalar vardır. Arı ilk önce sağ ayağının bu
kısmı ile, göğsünün üst tarafından başlıyarak kamının alt kısmına doğ­ru polenleri sıyırarak toplar. Arının kullandığı bu arka ayağının bilek kısmında, çevresi sert kıllarla çevrili ve ortası çukurca bir kısım bu­lunur ki buna SEPETCİK denir. İşte çiçek tozlarını toplamış bulun­duğu sağ ayak bileğindeki polenleri, sol arka ayağının sepetciğin-deki kıllara geçirir. Aktarma eder. Ve bu esnada sıyrılmış tüm polen­ler sol ayaktaki bu sepetçik içine düşer. Sepetçik içine düşen bu po­lenleri ön ayağındaki MAHMUZ denilen ucu sivri kamçı gibi kısım ile sepetçikteki polenlere vurarak iyice sıkıştırır. Bundan sonra sol ayağının fırçalı kısmı ile bir önceki işi tekrarlıyarak bu defa da sağ ayağındaki sepetçiği doldurur ve bunu sol ön ayaktaki mahmuz ile sıkıştırır. Böylece her iki ayaktaki sepetçiklere doldurulmuş olan po­lenler âdeta birer yumak halini alırlar.
Arı bu şekilde kovana döndükten sonra sol ön ayağındaki mah­muzla sağ sepetçikteki, sağ ön ayağındaki mahmuzla da sol sepet­çikteki polenleri çözer ve boş petek gözlerini doldurur. Petek gözle­rine koyduğu çiçek tozlarını başı ile iterek, petek gözünün dibine doğ­ru iyice sıkıştırır. Böylece petek gözünü yarıya veya üçte ikiye kadar polenle doldurduktan sonra iyice baskılayarak onun üzerine de bal ile doldurarak çiçek tozunun hava ile temasını keserek onu âdeta konserve etmiş olur. Bu şekilde çiçek tozu kalmadığı zamanlarda arı ailesinin polen ihtiyacı buradaki konserve edilmiş stoklardan temin edilir.

Bal Alırken Nelere Dikkat Edilmelidir

Posted on Kasım 1, 2009

ARI ÇİÇEK TOZUNU NASIL TOPLAR VE TAŞIR:
Çiçektozunun arıların ve yavruların beslenmesinde çok işe yara­dığı hiçbir arıcının gözünden kaçmadığı halde, arıların poleni çiçek­lerden nasıl topladığı ve arka bacaklarındaki sepetçiklere nasıl de­po ederek kovanına taşıdığı, kısa ve basit gözlemlerle tesbit edile-miyecek derecede karışık ve enteresandır.
Polen getirecek arı, kovandan çıkmadan önce ballı petek gözle­rinden birine sokularak bir miktar bal yutar. Kursağına doldurduğu bu bal yapacağı uzun uçuş ve çiçekten çiçeğe konmak için sarfede-çeği enerjiyi karşılıyacağı gibi derliyeceği polenleri bu balla karıştı­rarak dağılıp dökülmeden kovanını getirmesini de sağlıyacaktır. Bi­liyoruz ki arılar eğer yeni bir besin bulamazlarsa kuşaklarındaki balın sağladığı enerji ile en çok 4800 metrelik bir mesafe katedebilirler.
Kovandan çıkıp uçarak çiçek tozunu alacağı çiçek üzerine konan arı kursağındaki baldan bir parçasını çiçeğin erkeklik uzvu üzerin­deki polenlere bulaştırır. Bundan sonra ayakları ile çiçeğin erkeklik organını tırmalayarak göğsünü ve karın altını sürer. Çok küçük zer­reler halinde olan çiçek tozları arının daha çiçeğe konduğu anda er­keklik uzvuna bulaştırdığı bal ile hem biribirine ve hem de arının gö­ğüs ve karın altındaki tüylerine yapışır.
Arının arka ayaklardaki bileklerinin iç kısımlarında uçları iğne gibi sivrice 10-12 sıra sivri fırçalar vardır. Arı ilk önce sağ ayağının bu
kısmı ile, göğsünün üst tarafından başlıyarak kamının alt kısmına doğ­ru polenleri sıyırarak toplar. Arının kullandığı bu arka ayağının bilek kısmında, çevresi sert kıllarla çevrili ve ortası çukurca bir kısım bu­lunur ki buna SEPETCİK denir. İşte çiçek tozlarını toplamış bulun­duğu sağ ayak bileğindeki polenleri, sol arka ayağının sepetciğin-deki kıllara geçirir. Aktarma eder. Ve bu esnada sıyrılmış tüm polen­ler sol ayaktaki bu sepetçik içine düşer. Sepetçik içine düşen bu po­lenleri ön ayağındaki MAHMUZ denilen ucu sivri kamçı gibi kısım ile sepetçikteki polenlere vurarak iyice sıkıştırır. Bundan sonra sol ayağının fırçalı kısmı ile bir önceki işi tekrarlıyarak bu defa da sağ ayağındaki sepetçiği doldurur ve bunu sol ön ayaktaki mahmuz ile sıkıştırır. Böylece her iki ayaktaki sepetçiklere doldurulmuş olan po­lenler âdeta birer yumak halini alırlar.
Arı bu şekilde kovana döndükten sonra sol ön ayağındaki mah­muzla sağ sepetçikteki, sağ ön ayağındaki mahmuzla da sol sepet­çikteki polenleri çözer ve boş petek gözlerini doldurur. Petek gözle­rine koyduğu çiçek tozlarını başı ile iterek, petek gözünün dibine doğ­ru iyice sıkıştırır. Böylece petek gözünü yarıya veya üçte ikiye kadar polenle doldurduktan sonra iyice baskılayarak onun üzerine de bal ile doldurarak çiçek tozunun hava ile temasını keserek onu âdeta konserve etmiş olur. Bu şekilde çiçek tozu kalmadığı zamanlarda arı ailesinin polen ihtiyacı buradaki konserve edilmiş stoklardan temin edilir.

Bal Arının Dışkısı Mıdır

Posted on Kasım 1, 2009

Pek çok kimseler balı, arıların dışkısı zanneder ve hatta birbirle­rine iltifat olsun diye “Ağzına arı boku” derler. Bu yanlış düşünceyi gidermek için kısaca arıların sindirim organından ve balın nasıl ya­pıldığından bahsetmek bir fazlalık olmaz zannederim.

Arıların sindirim organı (hazım cihazı) da aşağı yukarı insanların­ki gibidir. Ağız, yemek borusu, kursak, mide, ince ve kalın bağırsak ve anus’tur. Bu sırada insanlarınkinden fazla yemek borusu ile mi­de arasında KURSAK vardır.
İşte arılar, ağızları ile aldıkları besin maddelerini, göğüsleri bo­yunca uzanan yemek borusu vasıtası ile KURSAK’larına ulaştırırlar.
Arılar vücutlarının ihtiyacı için sarfedecekleri besin maddelerini ise bir müddet daha kursaklarında tutarak, özel salgıları ile onu bala dönüştürürler. Kursakta bala dönüştürdükleri maddeyi (geviş geti­ren hayvanlar gibi) tekrar ağızlarına getirerek diğer arılara verirler veya petek gözlerine püskürterek orada olgunlaşmaya terk ederler.
Örneğin, arı çiçekten çiçeğe dolaşarak kursağını 100 miligram nektar ile doldurdu ise, bunun (kovana döndüğü mesafenin uzaklık veya yakınlığı ile uygun olarak) 40-70 miligramını kendi enerjisi için sarfeder, yani midesine aktarır. Geri kalan 30-60 miligramını da kur­sağında saklayarak petek gözlerine istif eder.
Arıların kalın bağırsağının orta kısmı biraz şişkince olduğundan burada gaitalarını uzunca bir müddet muhafaza edebilirler. Bu sa­yededir ki, kışın uzun zaman dışarı çıkmayan arılar, kovanlarına pis-lemiyerek havaların ısınmasını beklerler.
Nitekim, ilkbaharda arılar ilk uçuşa çıktıklarında, uzaklara gide­cek fakat bu fırsatı bulamayanlar kovanların civarına ve hatta o sıra­da arılıkta gezinen varsa onların üzerine balmumu renk ve kıvamın­da suluca gaitalarını bırakırlar.

Bal Çeşitleri

Posted on Kasım 1, 2009

Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği’ne göre ballar kaynağına ve pazara sunuş şekline göre ikiye ayrılır.

Kaynağına göre ballar:

-Çiçek veya nektar balı: Bitki ve çiçek nektarından elde edilen bal genel olarak çiçek balı olarak isimlendirilir. Çiçek balı da içerdiği bitki nektarının yoğunluğuna göre ayrıca isimlendirilebilir. Kekik Balı, Kestane Balı, Akasya Balı gibi.

-Salgı balı: Bitkilerin canlı kısımlarının salgılarından veya bitkilerin canlı kısımları üzerinde yaşayan bitki emici böceklerin -Hemiptera- salgılarından elde edilen bal. Yurdumuzda özellikle Ege bölgesinde yoğun olarak üretilen Çam Balı, salgı balına en iyi örneği oluşturur.

Üretim ve/veya pazara sunuluş şekline göre;

-Petekli bal: Kuluçka amaçlı kullanılmamış olan saf balmumundan hazırlanmış temel peteklerin veya arılar tarafından yapılmış peteklerin gözlerinde depolanmış ve tamamı veya büyük bölümü sırlanmış olarak satışa sunulan bal.

-Süzme bal: Sırları alınan yavrusuz peteklerden santrifuj yolu ile elde edilen bal. Türk Piyasasında en çok satılan bal, kavanozlar içine konulmuş süzme baldır.

-Petekli süzme bal: Süzme bal içerisinde petekli bal parçaları ile hazırlanmış bal.

-Sızma bal: Süzme bal elde edilirken alınan sırlardan ve balı alınmış peteklerden sızdırılarak toplanan bal.

-Pres balı: Yavrusuz peteklerin doğrudan veya 45°C’yi aşmamak üzere ısıtılarak preslenmesi ile elde edilen bal.

-Filtre edilmiş bal: Yabancı organik ve/veya inorganik maddelerin filtrasyon yolu ile uzaklaştırılması sırasında polen içeriği önemli ölçüde azalmış bal.

d) Fırıncılık balı: Kendine özgü doğal koku ve tada sahip olmayan veya fermantasyona başlamış veya fermente olmuş veya yüksek sıcaklıkta işlem görmüş, endüstriyel amaçlı kullanıma uygun veya diğer gıda maddelerinin üretiminde bileşen olarak kullanmaya uygun ba

Bal Nasıl Saklanmalıdır

Posted on Kasım 1, 2009

Bal için ideal ortam oda sıcaklığıdır.Birçok tüketici elindeki balı buzdolabında ,kış aylarında balkonda ve buna benzer balın kristalizasyonunu hızlandıracak ortamlarda saklamaktadır.Son derece yanlış olan bu yöntem kullancılar tarafından yapılmamalıdır.Bal soğuk ortamda kriztalize olur.Kristalize balı birçok yöntemle çözebiliriz
1-Sıcak (max 45 c) sıcak suda çözülene kadar bekletebiliriz
2-Kalorifer peteklerinin üzerinde 1-2-3 gün bekleterek balı çözebiliriz.
3-Ev ortamında en sıcak odada (sobalı evlerde sobanın oldugu evde -kaloriferli evlerde ise yaşam odası diğer odalara nazaran daha sıcaktır ) bal bekletilerek çözülmesi sağlaabilir
-Güneşte bekleterek de balın çözülmesini sağllayabiliriz Misal ;pencere önünde
-AMERİKADA ŞUAN SATILAN BALLARIN ÇOĞU DONMUŞ BALLARDIR.AMERİKALI BİLİM ADAMLARI DONMUŞ BALIN DAHA VERİMLİ OLDUĞUNU SAVUNUYORLAR.BİZZAT BEN KENDİM BAL DÜKKANLARINDA DA GÖRDÜM .ÇOĞU DONMUŞ.

Balın Kremalaşması

Posted on Kasım 1, 2009

Yeni şekerlenmekte olan ve şekerlenme nedeni diğer faktörler­den değilde normal olarak tabii halde koyulaşan ballar krem gibi in­ce zerrecikli yağımsı haldedir. Bunların yenmesi de ayrı bir zevk ve­rir. Zamanla kristaller kabalaşır. Ve toz şeker gibi billurlaşma görü­lür. Böyle bir balın tüketilmesi kullanılması güçleşir. Tad ve lezzetini kaybederek şeker gibi kokusuz rayihasız bir hal alır.
Bunun nedeni bilhassa balın derlendiği çiçeklerle ilgilidir. Bazı çiçeklerden derlenen ballar çok ince zerrecikler halinde şekerlene­rek yayla balları gibi krem manzarasında oldukları halde bazıları da kalın ve kaba zerrecikler halinde billurlaşırlar.
Örneğin ayçiçeklerinden derlenen ballar daha kalın ve kaba, pa­muklardan derlenenler ise daha ince halde şekerlenirler. İnce zer­recikler halinde şekerlenen balların, kaba halde olanlara 5′de veya 4′de bir oranında katılması ile ve iyice karıştırılması suretiyle bu bal­ların da incelenmesi sağlanabilir

Bal Nedir?

Posted on Kasım 1, 2009

Balı tanımlarken bileşiminde % 18-20 oranında da şekerli mad­deler bulunduğu belirtilmişti. Balda % 80 oranındaki şekerin % 3-8′i bildiğimiz kullandığımız çay şekeri denilen (SAKKAROZ) halindedir. Geri kalan şekerli kısma (invert seker) denir. Bu invert şekerde bal­da genellikle ÜZÜM ŞEKERİ (Gİikoz – Dekstroz) ve MEYVE ŞEKE­Rİ (Früktoz – Leviloz) diye iRi halde bulunur.
Bal içindeki Sakkaroz denilen çay şekeri şeklindeki tatlı madde­nin balın donması ile bir ilgisi yoktur. Baldaki çay şekeri oranının yük­sek olması balın kristalleşmesini bazı müeelliflere göre hiç, bazı mü­elliflere göre de son derecede geç ve güç etkiler.
Balın donmasını etkileyen kısım meyve şekeri ile üzüm şekeri ara­sındaki orandır. Bir balın bileşiminde üzüm şekeri çok ise o bal kısa sürede ve daha çabuk şekerlenir. Meyve şekeri çok ise daha geç ve güç şekerlenir.
Örneğin; Hindiba, Kolza, Yonca, Tirfil, Akasya, Pamuk, Ayçiçe­ği, Lahana, Yabani Turp, Kiraz, Kestane, Karabuğday, Aslanağzı,
sindeki anzimlerin tesiri olmaktadır. White, balın oda sıcaklığında mu­hafazasının diyastas anziminin azalmasına önemli miktarda sebep olduğunu tesbit etmiştir.
ATA SÖZÜ: “BALIN İYİSİ ESMER PETEKTEDİR”
Belirtilen analiz raporlarına göre koyu renkli balarda potasyum, sodyum, magnezyum, demir, bakır, manganez, klor ve kükürt gibi kül maddeleri daha fazladır. Bal içerisinde mevcut olan diyastas ve invertaz gibi iki önemli anzimin tesirliliği koyu ballarda daha fazla­dır. Netice olarak konu üzerinde çalışan âlimler dağ içi bölgeleri ve kuzey iç bölgelerinden elde edilen açık renkli ballarda önemli mik­tarda basit şekerlerin (dekstroz ve levüloz) bulunduğunu ve bundan dolayı bu balların koyu renkli ballardan daha çok kristalizasyona el­verişli olduğunu meydana çıkarmışlardır. Koyu renkli ballar asidite, nitrojen, kül (mineral maddeler) ve çok komplesk şekerler bakımın­dan açık renkli ballardan daha zengindirler.

Portakal, yb. çiçeklerden derlenen ballarda Üzüm Şekeri nisbeti daha çok olduğundan bu tür ballar birkaç saat, gün veya ay sonra mutla­ka şekerlenirler. Tüpelo çiçeklerinden derlenmiş ballarda ise Mey­ve Şekeri oranı yüksek olduğundan bunlar 2 sene kadar şekerlen­meden kalabilirler.
Bal önceleri krem gibi bir manzara alır. Daha sonra kristallerin büyümesi ve yoğunlaşması ile daha açık bir şekilde şekerlenmiş olur.
Dikkat edilmiş ise bir kavanozdaki bal önce dip tarafından şeker­lenmeye başlar. Üst kısmı bir süre sıvı halde kalır. Dip kısımdaki üzüm, üst kısımdaki ise meyve şekeridir. Üzüm şekerinin mayala­ması ile kısa sürede üst taraftaki meyve şekeri de kristalleşir.
ÜRETİCİNİN PROBLEMİ
Yukarıdaki nedenlerledir ki, yurdumuzdaki bir arıcı için, bal üre­timinden daha önemli bir problem de, elde ettiği hakiki, saf ve tabii balın satışıdır. Balın alım ve satımı belli bir düzene kavuşmamış olan yurdumuzda, bir yandan balseverler hakiki balı şüphe ile karşılamak­ta, diğer yanda arıcılar saf ballarını satmakta büyük güçlükler çek­mektedirler. Örneğin şu günlerden sonra Trakya’nın koyu sarı renk­li ayçiçeği balları ile pamuk bölgesinde üretilen beyaz renkli pamuk ballarının tümü kristalize olmuştur. Arıcı bu hakiki ballarını satama­makta, alıcı buna hileli nazarı ile bakmakta ve satıcı ise aracı olmak­tan çekinmektedir.
900 metre rakımın üzerindeki bölgelerden istihsal edilen balların hiç şekerlenmediği iddiası da tamamen yersiz ve yanlıştır. 1400 -1500 rakımlı yaylaların balları dahi zamanı geldiğinde mutlaka kris­talize olmaktadır. İlmin, tekniğin ve uzun tecrübelerimizin içinde bizde örneğin bu mevsimden sonra piyasada donmamış olarak gördüğü­müz ayçiçeği, pamuk ve püren ballarına hileli nazarı ile bakmakta­y

Devam